DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
ALTIN 449,54
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Az Bulutlu

Osman Şiban: Helikopterden attılar, 100-150 asker üzerimize çullandı, tekmeler, yumruklar…

02.11.2020
A+
A-

ANKARA – Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık’ın köylülerin helikopterden atılmasına dair hazırladığı raporda Osman Şiban, “Helikopterden attılar, 100-150 asker üzerimize çullandı, tekmeler, yumruklar… Orada bayılmışım” şeklinde yaşananları anlattı. 

Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Van’ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerler tarafından 11 Eylül’de gözaltına alınan Servet Turgut ve Osman Şiban’ın işkence edilerek helikopterden atılmasına ilişkin hazırladığı kapsamlı bir raporunu Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. “Faillerin Yalanı Devletin Lincini Örtmek İçin Nasıl ‘Gerçeğe’ Dönüştü” başlıklı raporun hazırlanma aşamasında Osman Şiban ile görüşüldüğü, Şık’ın olay yerine bizzat gittiği ve devlet yetkililerinden de randevu talep edildiği yer aldı.
 
Raporun tamamı şöyle: 
 
A- KONU: Van Çatak ve Şırnak Beytüşşebap sınırları arasında kalan kırsal alanda bulunan Çığlıca Köyüne bağlı Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’ndan (Medyada Çatak’a bağlı Andiçen Köyü Sürik mezrası olarak da anılmıştır) 11 Eylül 2020 tarihinde operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alınıp helikoptere bindirildikten sonra koma halinde hastanede bulunan ve 20 gün komada kaldıktan sonra 30 Eylül 2020’de ölen Servet TURGUT ve yaralı olarak kurtulan Osman ŞİBAN adlı yurttaşların helikopterden atıldıkları iddasıyla ilgili saha araştırması, keşif, tespit, görüşmeler ve doğruluk kontrolü raporu. 
 
B-YÖNTEM: Rapora konu olayla ilgili inceleme ve tespitlerde bulunmak üzere Bağımsız İstanbul Milletvekili, Gazeteci Ahmet Şık ve çalışma arkadaşlarından Yılmaz Ruhi Demir’den oluşan bir ekip ile kronolojik olarak; 
 
22 Ekim 2020 Perşembe günü, avukatlar ve köy sakinlerinden bir kişi ile birlikte Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’nda gözaltı işleminin gerçekleştiği yere gidilerek keşif ve incelemelerde bulunulmuştur. 
 
23 Ekim 2020 Cuma günü, Van il merkezinde olay ve iddialarla ilgili bilgi sahibi de olan çok sayıda tanık ve mağdurların vekaletini üstlenen avukatlarla görüşülmüştür. Olay ve iddialarla ilgili yetkili makamlar olan Van Valisi, İl Jandarma Alay Komutanı, Van Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturmayı üstlenen Savcı ile görüşme yapılmak istenmişse de kendilerine iletilen randevu talepleri reddedilmiştir. 
 
27 Ekim 2020 Salı günü, yaralı olarak kurtulan ve taburcu edildikten sonra yakınları tarafından, ikameti olan Mersin’e götürülerek tedavisi bu kentte sürdürülen Osman Şiban ve olayla ilgili bilgi/tanıklığı olan muhtelif kişilerle görüşülmüştür. 
 
 
C- YETKİLİ MAKAMLARIN TUTUMU: Yetkili makamlarla görüşme yapılmak istenmesine rağmen Van Valisi Mehmet Emin Bilmez, Van İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Yüksel Yiğit, Van Cumhuriyet Başsavcısı Oğuzhan Dönmez ve olay ve iddiaları soruşturmakla görevlendirilen Van Cumhuriyet Savcısı İsmail Köker randevu taleplerine olumlu yanıt vermemişlerdir. 
 
RANDEVU VERİLMEDİ
 
Van Valisi Mehmet Emin Bilmez, özel kaleminden 23 Ekim 2020 günü herhangi bir saat için randevu alınmak istendiğinde Ahmet Şık’ın ne kadar süreyle Van’da olacağı sorulmuş, ardından cevaben aranarak Vali Bilmez gün boyunca Erciş ilçesinde programı olduğu belirtilerek randevu verilemeyeceği söylenmiştir. 
 
Van Cumhuriyet Başsavcısı Oğuzhan Dönmez, özel kalemi vasıtasıyla iletilen randevu talebine ise nezaketen dahi olsa herhangi bir yanıt verilmemiştir. Ahmet Şık’ın 23 Ekim 2020 günü Başsavcı Dönmez’i Van Adliyesi’ndeki makamında randevusuz ziyaret girişimi ise yine özel kalemi tarafından “Başsavcının işlerinin yoğunluğu” gerekçe gösterilip “Biz sizi arayalım” denildikten sonra bir kez daha reddedilmiş ve geri bildirim yapılmamıştır. 
 
Van Cumhuriyet Savcısı İsmail Köker, olay ve iddialarla ilgili soruşturmayı yürüten kişi olması nedeniyle randevu talebi iletildiğinde, telefona bizzat kendisi yanıt vererek “Şu anda ifade alıyorum öğleden sonra arayın” karşılığını vermiş ancak daha sonraki aramalara yanıt vermemiştir. 23 Ekim 2020 günü Savcı Köker Van Adliyesi’ndeki makamında randevusuz ziyaret edilmiş ancak odasında bulunamamıştır. 
 
Gözaltının gerçekleştiği Sürik Mezrası’nda yapılması istenen keşif talebinin savcılık tarafından “bölgenin güvenli olmadığı” gerekçesi ile reddedildiği öğrenilmiştir. 
 
Van İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Yüksel Yiğit, yine Ahmet Şık’ın TBMM makam sekreteryası tarafından aranarak 23 Ekim 2020 günü herhangi bir saat için randevu talebi iletilmiş, talep telefona çıkan haber astsubayı vasıtasıyla emir subayına iletilmiştir. Daha sonra sekreteryaya yapılan geri bildirim ile Ahmet Şık’ın muhtemelen iktidarı paylaşan AKP ya 2 da MHP vekillerinden biri olduğu düşüncesi ile, Şık’ın Van’a kaçta geleceği sorulmuş, uçağın iniş saatine göre bir karşılama aracı gönderebilecekleri iletilmiştir. Sekreterya tarafından Şık’ın Van’da olduğu yanıtı verildikten yarım saat kadar sonra, haber astsubayı tarafından yapılan geri bildirim neticesinde Tuğgeneral Yiğit’in Alay’da olmayacağı ve bu nedenle randevu veremeyecekleri yanıtı alınmıştır. 
 
D- OLAYA KONU YER: İki yurttaşın operasyona çıkan askerler tarafından sağ olarak gözaltına alındığı yer Van Çatak ve Şırnak Beytüşşebap sınırları arasında kalan Çığlıca Köyüne bağlı Sürik (Yoğurtlu) Mezrası. Van’dan Surik Mezrası’na ulaşım; Van şehir merkezinden güney istikametinde Bitlis-Van Yolu’nu takip ederek önce Bitlis-Hakkari istikametine, daha sonra ise Gevaş istikametine devamla 80 kilometre boyunca asfalt yoldan, daha sonra Çatak ilçe merkezinden ilk 20 kilometresi boyunca bozuk satıh, daha sonraki kısmı ise tamamen toprak, çöküntülü dağ yolları olan 57 kilometre sonunda mümkündür.
 
TURGUT BAŞVURU YAPMIŞTI
 
Köy sakinlerinin anlatımlarından hareketle, Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’nın, 1989’da zorla boşaltıldığı tarihlerde yaklaşık 30 akraba haneden oluştuğu anlaşılmaktadır. Sürik mezrasına en yakın komşu köy olan Andiçen ile civardaki tüm yerleşim birimlerinde yaşayanlar ve köylerin civarındaki yaylaları kullanan koçerler (göçer) tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 27 Haziran 1985’de koruculuk sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra 1989’da Sürik ile tüm civar köylerde yaşayanlara dayatılan koruculuğun köylülerce kabul edilmemesi üzerine, bütün köyler zorla boşaltılmış ev ve barınaklar da tahrip edilmiştir. Peşi sıra ise yayla yasağı getirilmiştir. Şartların görece düzelmesi üzerine 29 Eylül 2016’da Servet Turgut aynı zamanda akrabası da olan Tajdin Kaya ile birlikte Beytüşşebap Kaymakamlığı’na başvurarak, 6 ailenin yıkılan evlerin yerine kendi ortak imkanlarıyla barınacak yerler inşa etmek ve tarlarını ekip biçmek için, bu taleplerinin bugün neyi getireceğinden habersiz bir şekilde, özel izin verilmesini talep etmişlerdir. 
 
Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 27 Ekim 2016’da işleme alınan dilekçeden sonra köy sakinleri her yıl Mayıs ayı sonundan başlayarak Ekim ayı sonuna kadar, tarlalarını ekip biçeceklerine dair özel izini almışlardır.
 
Servet Turgut ve akrabaları 4 yıldır bu izinle tarlalarını ekip biçmeye gittiklerini, dedelerinden miras kalan tapulu yaylaları da hayvancılık yapan koçerlere kiraya verdiklerini ifade etmişlerdir.
 
E- YURTTAŞLARIN PROFİLLERİ: 50 yaşında 8 çocuk babası olan Osman ŞİBAN, köylerinin boşaltılmasının ardından ailesiyle birlikte göçtüğü Mersin’de esnaflık yapmaktadır. Gerçek yaşı 64 olan 7 çocuk babası ve 3 torun sahibi Servet TURGUT nüfus kaydında 55 yaşında görünmektedir. Köylerinin boşaltılmasından sonra ailesiyle birlikte önce Van merkeze daha sonra da Mersin’e göçen TURGUT, birkaç yıl sonra Van Edremit’e göçmüştür. 
 
F- OLAYIN ÖNCESİ: 08 Eylül 2020 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Van İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli Jandarma Komando, Jandarma Özel Harekat (JÖH), Polis Özel Harekat (PÖH) ve Güvenlik Korucu timlerinden oluşan 70 operasyonel timdeki bin 40 personelin katılımıyla Van iline bağlı kırsal alanlarda “Yıldırım-10 Norduz” adlı operasyonun başlatıldığı duyurulmuştur. 10 Eylül 2020 tarihinde Van Valiliği tarafından yapılan açıklamada operasyonlar kapsamında Van’ın Gürpınar ilçesi kırsalında tespit edilen sığınaklarda PKK mensuplarına ait olduğu belirtilen silah, mühimmat ve yaşam malzemeleri ele geçirildiği duyurulmuştur.
 
11 Eylül 2020 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Yıldırım-10 Norduz operasyonları kapsamında Van’ın Çatak ilçesi kırsalında gerçekleştirilen hava destekli operasyonun ardından bölgede yürütülen arama/tarama faaliyetleri sırasında çıkan çatışmada Jandarma Özel Harekat birliklerince 3 örgüt üyesinin öldürüldüğü bildirilmiştir. 
 
11 Eylül 2020 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Twitter hesabından saat 09.25’te bir başsağlığı mesajı yayınlanarak, aynı çatışmada Yıldırım10 Norduz Operasyonu’nda görev alan askerler Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Mahmut TOP ile Jandarma Uzman Çavuşlar Yusuf UYAR ve Sezer UÇAR’ın şehit oldukları duyurulmuştur. 
 
24 Eylül 2020 tarihinde TGRT Haber televizyon kanalına bir programa katılan İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU, üç askerin şehit olduğu yerde 10 Eylül gecesi F-16 uçaklarıyla bombalama yapıldığını, ertesi sabah bölgede ölenlerin olduğu düşüncesiyle arama/tarama faaliyetleri yapılırken bir mağara içinde örgüt üyelerinin tespit edilmesi üzerine çatışma çıktığını belirterek, “İki teröristi, ölen üç şehit arkadaşımız etkisiz hale getirdiler. Bir mağaranın içine girdiler. Meğer mağaranın köşesinde bir terörist duruyor, ateşi açıyor, üç arkadaşımızı da bir terörist şehit ediyor. Yüzbaşımızı, astsubay ve başçavuşumuzu. Sonra oradan fırsattan istifade ediyor ve kaçıyor. Tabii operasyon genişliyor. Dere yatağında bunu yakalıyorlar. Çatışma devam ediyor. Bunu öldürüyorlar.” açıklamasını yapmıştır.
 
G- OLAYIN OLUŞUMU/TESPİTLER: Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN, üç örgüt mensubu ve üç askerin öldüğü bu çatışmadan sonra, askerler tarafından bölgede yapılan arama tarama faaliyetleri sırasında gözaltına alınmışlardır. Olay günü çocuklar dahil köyde 13 kişi bulunmaktadır. 
 
H- TANIKLARIN ANLATIMLARINA GÖRE YAŞANANLAR: Köy sakinleri, 11 Eylül 2020 günü saat 05.00 sıralarında sabah namazına kalktıkları sırada kuvvetli bir patlama sesi duyulduğunu, patlamanın şiddetiyle evlerin sarsıldığını, patlama sesinden yarım saat kadar sonra hava tam aydınlanınca bulundukları yere Google Earth programına göre (Olaya ilişkin tüm konumlar, mesafe ve bölgeler ilgili bağlantıdaki interaktif haritada görülmektedir) kuş uçuşu en yakın mesafesi yaklaşık 1.3 kilometre ötedeki dağlık alanın olduğu yerde uçuş halinde ve iniş yapan çok sayıda helikopter gördüklerini ifade etmektedir. 
 
‘HINÇLA DAVRANIYORLARDI’
 
Daha sonra köylüler gündelik işlerini görmek üzere çalışmaya başlamışlardır. Öğlene doğru Osman ŞİBAN’ın evinin arka kısmına bir helikopterin iniş yaptığını ve içinden silah ve teçhizatlı olarak donanmış, kamuflaj kıyafetleri içinden 20 kadar askeri indirdikten sonra yeniden havalandığını anlatan köylüler, “Herkesi köyün açıklık alanında toplayıp diz çöktürdüler. Kimlik kontrolü yaparlarken bize, ‘Buraya teröristler geliyor mu?’ ‘Kimler gelip gidiyor?’, ‘Siz teröristlere yardım ediyor musunuz?’ diye sordular. ‘Öfkeliyiz. Acımız var. Yüzbaşımızı şehit verdik. Acısını sizden çıkartırız’ diyerek birkaç kişiyi tokatladılar. Kendilerine başsağlığı diledik, “Siz asker bizde vatandaşız ama yüzbaşı bizim de komutanımızdır. Sizin şehidiniz bizim de şehidimizdir. Buraya gelip giden olmaz. Biz de kendi işimizde gücümüzde insanlarız” dedik. Ama hınçla davranıyorlardı” demiştirler. 
 
Askerlerin daha sonra tehditler savurarak yaya halde köyden ayrılarak araziye dağıldığını anlatan köylüler kendilerinin de işlerini görmeye devam ettiklerini belirtmiştirler. Servet TURGUT ise diğer köylülerden ayrılarak saman çuvallamak için yayla diye tabir edilen ve Google Earth programına göre köye kuş uçuşu yaklaşık 700 metre mesafede olan tarlasının bulunduğu yere gitmiştir. Köy sakinleri akşam 16.00-17.00 sıralarında askerleri yeniden karşılarında bulmuşlardır.
 
‘EVİN ÖNÜNDE, ÇOCUKLARIN YANINDAYDIM’
 
Osman ŞİBAN’ın Ahmet ŞIK ile görüşmesi kapsamında anlatımlarına göre yaşananlar şöyle gelişmiştir10 : “Ben zaten evin önünde, çoluk çocuğun yanındaydım. Çay içiyordum. Tam hatırlamıyorum ama akşamdı saat 4-5 gibi vardı. Baktım Servet TURGUT’u getiriyorlar. İki kolunda iki asker, arkasında da silahını beline dayamış bir başka asker olduğu halde kalabalık bir grup asker geliyorlardı. Servet’in başına çuval gibi bir şey geçirmişlerdi. İçimden, ‘Vallahi bunlar gelmiş ama çok tehlikeli askerlerdir. Acaba neden böyle yaptılar?’ diye geçirdim. Korkmuştum. Bana doğru geliyorlardı. 100-150 metre benden uzaktalarken, ‘Osman ŞİBAN kim?’ diye bağırıyorlardı. Ben de çay içiyordum dışarda. Servet’i öyle görüp de benim adımı bağırınca bardağım elimden düştü. Elimi kaldırdım ‘Osman ŞİBAN benim’ dedim. ‘Gel lan buraya!’ dediler. Ayağa kalktım o sırada yanıma gelmişlerdi. Servet’in kafasındaki çuval benzeri şeyi de çıkarmışlardı. ‘Servet TURGUT, Osman ŞİBAN bu mu?’ diye sordular. ‘Evet budur’ dedi. ‘Osman ŞİBAN bu mu, doğruyu söyle’ diye bağırıyorlardı. Tam 3 sefer sordular üçünde de öyle söyledi. Sonra benden kimlik istedi verdim. Kimliğe baktı Servet TURGUT’u göstererek bana ‘Sen bu adamı tanıyor musun?’ diye sordu. ‘Tanıyorum, Servet TURGUT’tur. Zaten benim yeğenimdir nasıl tanımam’ dedim. ‘Bizimle gel’ dediler ve 4-5 asker beni yakalayıp kollarıma girdiler. Ben çoluk çocuğa ‘Korkmayın. Beni geri gönderecekler, ben geleceğim’ dedim. Bizi sardıktan sonra alıp otun (samanların) olduğu yere götürdüler.” 
 
Osman ŞİBAN askerlerin neden adını sorarak kendisini gözaltına aldıklarına dair soruya da şu yanıtı vermiştir: “Çatışmaların yaşandığı yerlerin yakınında koçerler vardı. Koçerlere sormuşlar ‘Siz nereden geldiniz, kim sizi getirmiş buraya?’ diye. Koçer de “Bu yaylayı Osman bana verdi’ demiş. Adımı oradan öğrenmişler. Ben köy sahibiyim, ev sahibiyim. Buralar dedemin yeridir. Ben öyle saygısız da gitmem oraya. Tapuları da hepsi bizim cebimizde. Koçerler, ‘Ben bu yaylayı Osman’dan kiraladım, parasını da Osman’a verdim. İzinsiz buraya gelmedim, yayla Osman’ındır’ diyorlar. Koçerler öyle diyor askere. Benim ismimi veriyor orda. Asker de ‘Osman nerede?’, deyince bizim köyü söylüyorlar. Asker iki parça oluyor. Biri, bir dere var, derin bir dere, o dereden geçiyor, biri de ta bizim köye geliyor. Bizim köyün yukarda o tepeye geliyor Servet’i görüyor. Servet saman doldurmuş çuval dikiyor, elinde sujin var, biz sujin diyoruz, çuvaldız. Ağzını dikiyor. Onun yanına geliyor, ne yapıyor, ne ediyor bilmiyorum, dövüyor ne yapıyor, ondan sonra diyor ki ‘Gel Osman’ı bana göster’. Servet’i alıyor köye getiriyor.” 
 
‘İŞARET FİŞEĞİ ÇAKTILAR’
 
Bu sırada yaşananlara şahit olan diğer köy sakinlerinden birkaçı askerlerin arkasından akrabalarını takip etmeye başlamış, yaklaşık 300 metre kadar sonra askerlerin tehdit edip takipten vazgeçmeleri yönündeki uyarısı 13 üzerine köyün hemen çıkışında bulunan ve saman yapılan alana Google Earth programına göre köye kuş uçuşu yaklaşık 400 metre mesafede bulunan bir tepelik alana çıkarak, olan biteni oradan izlemeye başlamışlardır. Askerler, Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ı alarak saman çuvallanan alanda bekleyen diğer askerlerin yanına götürmüşlerdir. Köy sakinlerinin “bir ateş, bir duman yaktılar” beyanlarından anlaşıldığı kadarıyla, askerlerin tahliye için helikopter çağırmak amacıyla bir işaret fişeği çakarak beklemeye başladıklarını belirten köylüler bu sırada Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ın darp edildiğini gördüklerini de söylemişlerdir.
 
‘ALDILAR, HELİKOPTER HAVALANDI’ 
 
Ağabeyinin gözaltına alınmasına tanık olan ve askerlerin ilk olarak 11 Eylül 2020 günü öğle saatlerinde köye geldiklerini belirten Cengiz ŞİBAN’ın anlattıklarına göre ise yaşananlar şöyle gerçekleşmiştir: 
 
“Osman’ın evinin arkasına, kalıntıların olduğu yere helikopter indi. Köyün çevresine, ilerlerine, her tarafına asker gelmişti. Bize, ‘Buralardan kimler geliyor geçiyor?, ‘Bu köyde kaç kişi var?’ dediler. İki, üç aileyiz. Her sene Mayıs ayında gelip Eylül, Ekim’de gidiyoruz dedik. ‘Başka insanlar geçiyor mu?’ diye sordular. ‘Bilmeyiz. Burada her tarafta yörükler, koçerler var, mandıracı her taraf. İlkbaharda geliyor onlar. Mart’ta Mayıs’ta çıkıyorlar, sonbahara kadar orda kalıp dönüş yapıyorlar’ dedim. Bazılarımıza vurdular bu sırada. Ondan sonra çekip gittiler. Akşam 5 gibiydi. Askerler Servet’i alıp getiriyorlardı. Biri bir kolundan, biri diğer kolundan tutmuştu. Bir de arkalarındaki asker silahının namlusunu dayamıştı sırtına. Servet’in kafasında beyaz bir şey vardı, onu çıkarttılar köy meydanında. Dedi ki ‘Osman kim?’. Bu da (ağabeyini gösteriyor) çay içiyordu. Osman elini kaldırdı ‘Benim” dedi’ Servet’i de getirdiler yanına. Servet’e ‘Bu Osman mı?’, Osman’a da ‘Bu Servet mi?’ diye sordular birkaç kez. Osman, ‘Evet, yeğenimdir’ dedi. Sonra kimliğine bakıp yaka paça aldılar. Yani itekleyerek götürdüler. Bir insanı nasıl bir kuş alıp yakalayıp götürüyor öyle, teklemeyerek götürdüler. Onlar 200 metre geçti bizi. Ben de arkalarından gittim. ‘Gelin bunlar hırslı, hırs var bu askerlerde’ dedim. Köy çıkışındaki tepelik alanın orada askerler ‘Gelmeyin arkamızdan’ dedi. Dört kişiydik, Osman abimin eşi, ben ve iki çocukları. Biz o tepeye vardığımızda onlar samanların oraya vardı. 14 Biz o tepeden izliyoruz. Oradan bir tane ateş yaktı, işaret verdi. 10 dakika sürmedi helikopter indi onların etrafına. Asker böyle, bir çembere almışlardı Servet ve Osman’ı. 15-20 asker vardı. Bir grup asker bindi, Servet ve Osman’ı attılar içine, dışarda çok asker kaldı. Bunları aldılar sonra helikopter havalandı. Sonra zaten akşam karanlığı oldu biz de net göremedik. Zaten helikopter de gelmedi. Askerler de orada kaldı. O tepelerde, ileride karşı tarafta, dağda asker vardı. Üçüncü gün operasyon kalktı. Ayın 14’ü olmuştu. Ben bir ata bindim, ulaşım yerine gitmek için. 2-3 saat sürüyor ulaşım yeri orada telefon çekiyor. Oradan biraderlerle konuştuğumda bana ‘İkisi de Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakımında’ dediler. O anda bir şok yaşadım. ‘Nasıl olur, sağlam götürdüler. İkisini de bizim yanımızdan aldılar’ dedim. Oradan Van’a gidecektim ama aile kuşkulanıp üzülür diye vazgeçtim ve hep beraber gitmek için köye döndüm. Araba ayarlamıştık gece yarısı geldi. Biz de toparlanıp Van’a hastaneye gittik. Orada bizi görüştürmüyorlardı. Sivil askerler, polisler vardı. Akrabalarımız gelmişti.”
 
‘BU İHTİYAR ÖLECEK’
 
Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ı alarak havalanan helikopterin, Google Earth programına göre köye kuş uçuşu yaklaşık 90 km mesafede olan Van İl Jandarma Alay Komutanlığı’na doğru uçuşa geçtiği düşünülmektedir. 15 Şiban’ın Alay Komutanlığı’na götürüldüğü ise Osman Şiban’a ait kişisel eşyaların avukatı Jında Rugeş KOÇAK’a iade edildiğini gösteren 02 Ekim 2020 tarihli, teslim tesellüm tutanağından anlaşılmaktadır. 16 Osman ŞİBAN gözaltı sonrası uçuş sırasında helikopterin içinde neler olduğunu şöyle anlatmıştır: 
 
“Bizi otun oraya götürdüler. Sonra baktım bir helikopter geldi oraya indi. Bizi döverek helikoptere bindirdiler. Birkaç asker de bizimle bindi ama çoğu aşağıda otun orada kaldı. Helikopterde, tam hatırlamıyorum ama 20 kadar asker vardı. Ne köyden alırken ne de helikopterin içinde bizi suçlayan hiçbir şey söylemediler. Ben öyle bakıyordum askere benim yüzüme yumruğu yapıştırdı. ‘Bakmak yasak, konuşmak yasak, sağa sola bakmak yasak’ diyerek bana vuruyordu. Yüzüme vuruyordu hep. Servet’e de vuruyorlardı. Helikopterin içinde kaç tane yumruk ağzıma vurdular. Helikopterin içinde iki tane cenaze vardı, örgüt mensuplarıymış. Böyle poşet gibi bir çuvalın (Ceset torbası) içine torbalamışlardı. Birini açıp başını çıkarttılar, yüzünü gösterdiler ölenin. Bana ‘Sen bunu tanıyorsun’ dediler. Ben tanımıyorum, ne bileyim kimdir dedim. Beni yine dövmeye başladılar. Hatta öyle dövdü ki, başımı o poşetin üstüne düşürdü. Telsizden mi ne konuşmalar yapıyorlardı. Birbirleriyle konuşuyorlardı. ‘Van’ın kışlasına getirin’ gibi şeyler söylediklerini duydum. Kışla mı diyordu, öyle bir şey. Telsizin sesi vardı ‘Kışlaya getirin’ diye. Helikopterin içinde Servet’le konuşma monuşma hiçbir şey yok. Olmadı. Servet’e de bir kez yumruk attıklarını görebildim. Sonra başımız eğik göremedim ama helikopter içinde bizi çok dövdüler. Bir askerin, komutan mı bilmiyorum Servet’i kastederek ‘Bu ihtiyarı dövmeyin, bu ihtiyar ölecek’ dediğini duydum.” 
 
‘100-150 ASKER ÜZERİMİZE ÇULLANDI’
 
Uçuş boyunca her ikisi de darp edilen ve dayağa maruz kalan köy sakinlerini getiren helikopter Van İl Jandarma Alay Komutanlığı içindeki piste iniş yaptığında, Osman ŞİBAN’ın ifadesine göre kendilerini kalabalık bir asker grubu beklemektedir. ŞİBAN’ın anlattıklarına göre helikopterden itilerek aşağı atılana kadar görmedikleri 100-150 civarındaki askerin arasına düştükleri anda, Servet TURGUT’u öldüren kendisini ise komaya sokan linç başlamıştır: 
 
“Helikopter indi. İçindeki askerlerin de hepsi inmiş. Ben de böyle sağa sola baktım. Bizi daha indirmemişlerdi. Helikopterin içinden görünüyor. Baktım dışarıya çok asker var. Belki 100-150 tane asker var. Kuşatmış asker, hazır durumda bekliyordu. Silahı da var üstlerinde. Birisi, ‘O teröristleri indirin aşağıya’ dedi. Baktım, iki asker yukarı geldi. Önce cenazeleri attılar. Sonra bizi de attılar. Helikopterin kapısının ağzından arkamızdan aşağıya itildik. Servet’le betonun üzerine düştük. Servet’i de attılar, o da benim yanımda. Attılar. Hani yere attılar, biz de yere düştük. Biz öylece yerdeydik. Birini duydum, dedi ki ‘Ya bu terörist sağdır’, öyle duydum. Sonra o gördüğüm 100-150 asker üzerimize çullandılar. Tekmeler, yumruklar… Vallahi bizi yere sürdüler. Her birimizin başında 10 kişi, 20 kişi. 10 kişi bir kişinin üstüne geçiyordu, hepsi bize yetişip dövüyordu bizi. Bize ne yaptılar bilmiyorum. Bana ne yaptılar bilmiyorum. Yere attılar, oradan sonra başıma geçtiler. Ezdiler başımdan. Helikopterin içinde de orada da dövdüler bizi. Dayak atarlarken ‘Teröristler’ diyorlardı bize. Biz köylüyüzdür, vatandaşız. Bize de terörist diyorlar. Artık ne kadar geçti bilmiyorum. Yerdeyken başımın üstünden geçti, ne yaptılar ne ettiler ben hatırlamıyorum. Orada ben bayılmışım. Nasıl hastaneye getirdi hiç hatırlamıyorum. Gözümü açtım baktım yanımda biri var, avukat. Ben çok korkuyordum. Ağlamaya başladım. Polisler de vardı çok. ‘Beni askere teslim etme, beni öldürecekler’ dedim. Dedi ki bana ‘Korkma. Ben buradayım. Akrabaların burada. Seni dövemezler artık’. Ben öyle hatırlıyorum başka hiçbir şey yok. Bana bunları yaptılar.” 
 
HASTANEDE YAŞANANLAR
 
Osman ŞİBAN hastanede kendine geldiği sırada, yanında gördüğü avukat aynı zamanda halasının kızı olan Jinda KOÇAK’tır. Avukat KOÇAK, hastanede yaşananları şöyle aktarmıştır: 
 
“Osman ŞİBAN benim dayımın oğlu olur. Kendisine dayı derim zaten. Beni gördüğü anda ağlamaya başladı. ‘Beni tanıdın mı?’ dedim. ‘Evet’ dedi. Sürekli ağlıyor, hafızası gidip geliyordu. Ağlayarak, ‘3 aydır buradayım, neden beni sahipsiz bıraktınız? Neden bana sahip çıkmadınız?’ dedi. ‘Korkma. Hepimiz buradayız, sahipsiz değilsin. 20 Akrabaların dışarıda, avukatların burada. Sahipsiz değilsin. Sana bir şey yapamazlar’ dedim. Çocuk gibi ağlıyordu. ‘Dayı sana ne oldu?’ diye sordum. ‘Başıma gelmeyen kalmadı. Beni aldılar. Onlarca, onlarca jandarma, asker bana vurdular. Dövdüler. Çok vurdular, çok vurdular, çok vurdular…’ dedi. Sürekli ‘Çok vurdular’ diye tekrarlıyordu. Kendisine, ‘Dayı sizi helikopterden mi attılar?’ diye sordum. Yine ağlamaya başladı, ‘Ben evet dersem daha başka şeyler çıkacak. Yine kötü şeyleri yaşatacaklar’ diyordu. Hastane odasının içinde, etrafımızda çok sayıda polis vardı. Dayım onlardan da korkmuştu. ‘Beni buradan kurtar. Beni bunların elinden al götür’ diyordu. İkimiz de ağlıyorduk. Polislerden çıkmalarını istedim. ‘Çıkın da en azından gözyaşımızı rahat dökelim’ dedim. Çıkmadılar. Herhangi bir gözaltı kararı olmadığı için odada bulunamayacaklarını söyledim. Emir aldıklarını çıkmayacaklarını söylediler. Tartışma sonunda amirleri savcıyı aradı ve talimat aldı ondan sonra çıktılar odadan. Polisler çıkınca da dayım ağlayarak aynı şeyleri anlattı. Sürekli ‘Bizi dövdüler. Çok dövdüler. Onlarca jandarma hepsi bizi dövdü’ diyordu. Ağlayarak ailesini, çocuklarını görmek istediğini söyledi. Eşi Medine ŞİBAN’ı da polislerle tartışıp, savcı izniyle odaya alabildik. Sürekli ağlıyordu ben de başka bir şey soramadım.”
 
I- OSMAN ŞİBAN’IN HASTANEDEN TABURCU EDİLDİKTEN SONRA HDP HEYETİNİN GELECEĞİNİN ÖĞRENİLMESİ ÜZERİNE EVİNİ POLİSİN BASARAK YENİDEN HASTANEYE GÖTÜRÜLMESİ: 20 Eylül 2020 günü Osman ŞİBAN, tedavi gördüğü hastaneden taburcu edilerek bir akrabasının evine götürülmüştür. Ertesi gün HDP yöneticilerinden oluşan bir heyetin 22 Eylül’de ŞİBAN’ı ziyaret edeceği akrabalarına iletilmiştir. Ancak 22 Eylül günü aile HDP heyetinden önce polisleri kapısında bulmuştur. Sabah 05.00 sıralarında polisin yaptığı ev baskınıyla ŞİBAN yeniden hastaneye götürülmüştür. Polislerin “bazı tıbbi eksiklerin giderilmesi için savcılık talimatı olduğunu” söylemesine rağmen ŞİBAN, kendisine refakat eden akrabalarıyla birlikte taburcu edildiği Van 21 Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerine askeri hastaneye götürüldü. Akşam geç saatlere kadar hastanede tutulan ŞİBAN, ambulansla yaşadığı Mersin’e götürülmesi şartıyla bir kez daha taburcu edilmiştir. Bir ambulans ile Mersin’e götürülen ŞİBAN’ın tedavisi halen evinde sürdürülmektedir. 
 
J- SERVET TURGUT’UN OTOPSİ İŞLEMLERİ: 30 Eylül 2020 tarihinde, 20 gün komada kaldıktan sonra ölen Servet TURGUT’un cenazesi otopsi yapılmak üzere Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne götürülmüştür. Cenazeyi görenlerin anlatımlarına göre Servet TURGUT’un tüm vücudu ezilmiş ve sanki tüm kemikleri kırılmış gibidir. Vücudunda çok sayıda morluk vardır. El parmakları kırılmış halde ve öndeki dişleri yoktur. Cenazeyi gören bir tanığın ifadesine göre: “Sanki üzerine bir kamyon hafriyat dökülmüş gibi ezilmişti.” Servet TURGUT’un otopsisi sırasında Adli Tıp Kurumu’nda bulunan tanıkların anlatımlarına göre dışarıda yaşananlar şöyledir: 
 
1. Tanık: “Bizim içeriye girmemize izin vermemişlerdi. O sırada savcı içeriden çıkıyordu. İçimizde hocalık yapmış olan vardı, savcıya ‘Cenazemizi o yıkasın dedik ama izin vermediler. Adli Tıp’ın karşısında ufak bir gölgelik alanda savcı bey ile biraz konuştuk, sigara içiyorduk. Savcı orada bekleyenleri gösterip, ‘Bu Kolordu Komutanı’dır, Tuğgeneraldir’ dedi. İki tane albay varmış ama hep sivil elbiseler giymişlerdi.” 
 
2. Tanık: “Otopsi sırasında görevi gereği soruşturmayı yürüten Savcı İsmail KÖKER vardı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan bir bağımsız hekim ve bir de avukat otopsiye nezaret etti. İlginç olan otopsi yapıldığı sırada, o 3-4 saat boyunca Adli Tıp Kurumu’nun önünde sivil kıyafetli olarak Van Asayiş Kolordu Komutanı Tümgeneral Hüseyin KURTOĞLU ve Van İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Yüksel YİĞİT’in de bulunmasıydı. Gördüğüm kadarıyla bir de binbaşı rütbeli asker vardı.”
 
K- OLAYIN ORTAYA ÇIKIŞI VE HELİKOPTERDEN ATILMA İDDİALARI: Osman ŞİBAN ve Servet TURGUT’un operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alınmalarından sonra koma halinde Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde bulundukları kamuoyuna ilk aktaran, bu nedenle de tutuklanacak olan Mezopotomya Ajansı (MA) çalışanları olmuştur. Konuyla ilgili ısrarlı takipleri ve yaptıkları haberler nedeniyle Cemil UĞUR ile çalışma arkadaşları gazeteciler MA Haber Müdürü Adnan BİLEN ve Jin News muhabiri Şehriban ABİ haklarında yürütülen eski bir soruşturma gerekçe gösterilerek, eski MA çalışanı Nazan SALA ile birlikte 6 Ekim 2020’de gözaltına alındıktan sonra 9 Ekim 2020’de tutuklanmışlardır. Mezopotamya Ajansı’nın konuyla ilgili ilk haberi 13 Eylül 2020’de, “Gözaltına alındıktan 2 gün sonra hastanede çıktılar” başlığıyla yayınlanmış, sonraki günlerde de Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ın yapılan işkenceler nedeniyle hastanelik oldukları ve haklarında darp edildiklerine ve yüksekten düştüklerine dair raporlar düzenlendiğine yönelik haberler yapılmıştır.
 
Haberin duyurulduğu 13 Eylül 2020 günü akşam saatlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Murat SARISAÇ, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımla Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ın helikopterden atıldıklarını iddia eden bir açıklama paylaşmıştır. Helikopterden atılma iddiasının görgü tanıklarınca aktarıldığını belirten SARISAÇ, gerçeğin net olarak bilinmemekle beraber askerler tarafından sağ bir şekilde gözaltına alınan iki yurttaşın işkence nedeniyle hastanelik edildiğini vurgulamıştır. 
 
HDP Milletvekili SARISAÇ’ın açıklamasından sonra 17 Eylül 2020’de MA muhabiri Cemil UĞUR, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve “İsimsiz hasta” diye kayıt açılan Servet TURGUT’la ilgili düzenlenen darp raporunda, “yüksekten düşme” bulgusuna yer verildiğini haberleştirmiştir. Osman ŞİBAN’la ilgili Özel Lokman Hekim Hastanesi ile Van Eğitim ve araştırma Hastanesi’nde düzenlenen epikriz raporlarda da “darp” ve “yüksekten düşme” bulgularına yer verilmiştir. 
 
MA’NIN HABERLERİ
 
20 Eylül 2020 tarihinde ise yine MA muhabiri Cemil UĞUR imzasıyla yayınlanan “Hastane raporuyla doğrulandı: Helikopterden atıldılar” başlıklı haberde Osman ŞİBAN’la ilgili Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nde düzenlenen epikriz raporunda “Helikopterden düşme sonrası yaralanma” bulgusunun yazdığına yer verildi. 
 
Helikopterden atılma iddialarının hastane raporunda da yer aldığının ortaya çıkmasından sonra TBMM içindeki ve dışındaki tüm muhalif siyasi parti temsilcileri ve hak örgütlerinden kınama açıklamaları yapılıp olayın faillerinin ortaya çıkarılması istenmiştir. O güne kadar işkence iddialarına karşı sessiz kalan Van Valiliği, ancak 21 Eylül 2020 tarihinde helikopterden atılma iddialarını yalanlayan bir açıklama yapmış, açıklamada 11 Eylül 2020’de yapılan operasyonda çıkan çatışma sırasında bir örgüt mensubunun öldürüldüğü belirtilerek, Servet TURGUT’un, olay yerinde gözetleme yaptığı ve şüpheli hareketler sergilediği için gözaltına alınmak istendiği iddia edilerek, “Şahsın dur ihtarına uymayarak kaçmaya çalıştığı esnada kayalık alanda düştüğü ve yaralandığı gözlemlenmiş, mukavemet göstermesine rağmen yakalanıp usulüne uygun olarak muhafaza altına alınmıştır” denilmiştir. 
 
Aynı açıklamada Osman ŞİBAN’ın da örgüt mensuplarına “yardım/yataklık ettiği” değerlendirmesiyle gözaltına alınmak istendiği iddia edilerek, “Şahıs aynı bölgede mukavemet göstermesine rağmen usulüne uygun olarak muhafaza altına alınmıştır. Gözaltı işlemlerinin yapılması maksadıyla (2) şüpheli şahıs ve etkisiz hale getirilen (1) BTÖ mensubu operasyon bölgesinden helikopterle alınarak, 11 Eylül 2020 günü saat 19.00 sularında Van İl J.K.lığına getirilmiştir. Şüpheli şahıslar hazırda bekleyen ambulanslar ile öncelikle en yakın özel hastaneye, müteakiben Van Bölge Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir” denilmiştir. Açıklamada iddialarla ilgili adli ve idari soruşturma açıldığı da belirtilmiştir.
 
24 Eylül 2020 tarihinde TGRT Haber televizyon kanalına bir programa katılan İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU da helikopter kapılarının yere bir adım mesafe kalmadan açılmayacağını belirterek, helikopterden atılma iddialarını yalanlamıştır. Van Valiliği’nin Servet TURGUT için “kayalık alanda düştü”, Osman ŞİBAN için de “yardım yataklık ettiği” iddialarını yineleyen Soylu şu iddialarda bulundu: 
 
“Çatışma devam ediyor. Birisini daha görüyorlar. Suya bir şey attığını görüyorlar. Onu da kovalamaya başlıyorlar. O arada, yani bu kovalamaca sürüyor, silahı olmayınca öldürmüyorlar ve bu kovalamacanın esnasında orada, bahsettiklerine göre kayalıklardan düşüyor ve yaralanıyor… Bu arada İHA’yla da takip ediliyorlar daha önce. Çünkü bunlar, teröristler evden çıkıp buraya geldiler. Bir evde çıkıp takip edildi bunlar. Bu evle de bunların irtibatları ortaya çıkıyor. Sonra alıyor götürüyor helikoptere koyuyorlar, helikopter iniyor. Helikopter herkesle beraber iniyor. Netice itibariyle yani atılma diyorsunuz da helikopter aşağı iniyor. Bilmiyorum siz helikopterle hiç gezdiniz mi? Benim işim helikopterle. İşim bu yani. Helikopter inmeden kapısı açılmaz. Helikopter iner, kapı açılır. Kapı açılıyor ve oradan bir adım mesafesidir zaten” 
 
Süleyman SOYLU helikopter kapılarının açılmayacağını söylese de devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı’ndan (AA) servis edilen bazı haberlerle ilgili görüntüler İçişleri Bakanının iddiasını yalanlıyor. 
 
17 Mayıs 2020 tarihinde servis edilen haberde17, Tunceli kırsal alanında operasyondan dönen askerlerin tahliyesinde kullanılan askeri helikopterin yüksek irtifada kapıları açık biçimde hareket edebildiğini gösteriyor. 
 
16 Temmuz 2020 tarihli, 7 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan, Van’da keşif uçağının düşmesiyle ilgili haberde kullanılan videoda da18 bir askeri helikopterin kapısı açık biçimde uçtuğu ve açık kapı tarafındaki helikopter ayağında bir askerin dışarıdan ayakta durduğu görünüyor. 
 
Bununla beraber, Van il merkezinde olayla ilgili bilgisi ve tanıklığı olan kişilerle yapılan görüşmelerde Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’ın helikopterden atıldıkları iddialarının kaynağının bizzat askerler olduğu anlaşılmıştır. Köylülerin ifadelerine göre 16.00-17.00 saatleri arasında gözaltına alınıp bindirildikleri helikopterle Van İl Jandarma Komutanlığı’na getirilen Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN tüm bu süreç sırasında kaba dayak işkencesine maruz kalmışlardır. 
 
Helikopterin Van İl Jandarma Komutanlığı’ndaki piste inmesinden sonra arkalarından itilerek beton zemine atılan köylülere yapılan işkence burada da devam etmiş ve TURGUT ve ŞİBAN çok sayıda askerin lincine maruz kalmışlardır. İşkencenin şiddetiyle durumları ağırlaşan köy sakinleri 11 Eylül 2020 saat 19.00 sıralarında sivil giyimli jandarmalar tarafından iki ayrı araçla Özel Lokman Hekim Hastanelerinin Van’da bulunan iki ayrı hastanesine götürülmüşlerdir. Durumu daha ağır olan Servet TURGUT daha geniş olanaklara sahip olan Cumhuriyet Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi’ndeki Lokman Hekim Van Hastanesi’ne, durumu görece iyi olan Osman ŞİBAN ise Serhat Mahallesi Milli Egemenlik Caddesi’nde bulunan Lokman Hekim Hayat Hastanesi’ne götürülmüşlerdir. 
 
Kayıtlara göre Osman ŞİBAN, Van İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli Fuat A. isimli astsubay tarafından hastane personeline teslim edilmiştir.
 
O gecenin tanıklarının anlattıklarına göre, acil servis hekimleri yüzü ve vücudunda ağır ekimozlar bulunan ve sedyedeyken kan kusar halde görülen Osman ŞİBAN’a darp teşhisiyle ilk tıbbi müdahaleyi yapmış ancak beyin kanamasından şüphelenmeleri ve hastane olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etmişlerdir. 
 
Tanıklar, ŞİBAN’ı hastaneye getiren sivil jandarmaların tıbbi müdahale sırasında görevli personel ve çevrede bulunanlara, “Bunlar terörist. Çatışmada aldık ama getirirlerken helikopterden atlayarak kaçmaya çalıştılar” şeklinde konuşmalar yaptıklarını anlatmıştır. Bu ifadelerden de “Helikopterden atlama/atılma/düşme” iddialarının kaynağının bizzat failler olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Askerlerin ağır yaralanmayla sonuçlanan bu dayak/linç işkencesine açıklama yapılamayacağını düşünmüş olma ihtimallerinden hareketle, hastane personeli ve çevrede bulunanlara sarf ettiklerinin değerlendirildiği bu sözler, yakınlarını hastanede koma halinde bulan ailelerce de duyulmuş ve aile durumu HDP Milletvekili Murat SARISAÇ, avukatlar ve gazetecilere aktarmıştır.
 
L- GAZETECİLERİN TUTUKLANMASI: Osman ŞİBAN ve Servet TURGUT’un operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alınmalarından sonra koma halinde hastanede ortaya çıkmalarını kamuoyunun gündemine taşıyan Mezopotamya Ajansı (MA) olmuştur. Ajansın muhabiri Cemil UĞUR, olayın duyulduğu 13 Eylül 2020 gününden başlayarak konuyla ilgili birçok habere imza atarken, Haber Müdürü Adnan BİLEN de haberleri servise koyan kişidir. Aynı kuruma bağlı Jin News muhabiri Şehriban ABİ da benzer haberleri hazırlayan gazetecidir. Her üç gazetecinin konuyla ilgili ısrarlı takipleri işkence vakasını gündemde tutarken, birçok siyasi parti ve hak örgütleri temsilcileri ile hukukçulardan tepkiler yükselmesini de sağlamışlardır. 
 
Haberleri hazırlayan gazeteciler Cemil UĞUR, Adnan BİLEN ve Şehriban ABİ 6 Ekim 2020’de, Van Büyükşehir Belediyesi çalışanı olan Mezopotamya Ajansı’nın eski editörü Nazan SALA ile Yeni Yaşam Gazetesi eski dağıtımcıları Fehim ÇETINER ve Şükran ERDEM haklarında 6 ay önce açılmış bir soruşturma gerekçe gösterilerek gözaltına alınmışlardır. “Basın ve kültür yapılanması içerisinde faaliyet yürüterek PKK/KCK örgütüne üye olma” iddiasıyla gazetecilere yönelik soruşturmayı yürüten Savcı İsmail KÖKER, aynı zamanda Servet TURGUT ve Osman ŞİBAN’a işkence yapılmasıyla ilgili kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturmayı da üstlenen kişidir. 
 
2018 yılında yargılanıp, “Kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla düşen dosyası yeniden soruşturma konusu yapılan Adnan BİLEN ile diğer gazeteciler Cemil UĞUR, Şehriban ABİ ve ajansın eski editörü Nazan SALA’ya savcılık sorgularında haber kaynakları ile yaptığı bazı telefon görüşmelerine dair tape kayıtları, haber notları sorulmuştur. Gazeteciler Van 3’üncü Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 09 Ekim 2020’de, “Örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanırken, eski gazete dağıtımcıları ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Tutuklama kararında, “Süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterir şekilde haberler yaptıkları” belirtilen gazetecilerin yapmış oldukları mesleki faaliyetler, “PKK/KCK lehine, devlet aleyhine” diye 37 nitelenerek, “Toplumsal olayları haber yaparak veya röportaj ile KCK’nin doğrultusunda örgütün perspektif ve talimatları ile kamuoyunda ajite ve propaganda yaparak örgüt talimatıyla hareket ettikleri” iddia edilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararında gazetecilerin taşıdıkları ajans tanıtım kartlarının da “resmi” olmadığı belirtilmiş, “Geçerli basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından söz konusu şüphelilerin basın mensubu olmadığı anlaşılmıştır” denilerek gazetecilerin basın kartı taşımadığı için gazeteci olamayacakları iddia edilmiştir.
 
M- SONUÇ YERİNE: Tutuklanan gazetecilerin kamuoyuna “Helikopterden atılma” olarak yansıyan ve iktidar nezdinde rahatsızlık yaratan işkence vakasıyla ilgili haberleri yapan kişiler olduğu düşünüldüğünde eski bir soruşturma devreye sokularak tutuklanmaları izaha muhtaçtır.  
 
Olaya ilişkin kamuoyu kanaatini şekillendiren, muhalefetin, hak savunucuları ve medyanın da sahiplendiği “helikopterden atıldılar” bulgusu, aslında faillerin suçlarını gizleme telaşıyla ortaya attıkları “resmi yalanın” biçim değiştirmesinden ibaret görünmektedir. 
 
“Helikopterden atladılar” şeklindeki beyan, kayıtlara “yüksekten düşme” ve bu dolayımla “helikopterden düşme” şeklinde girmiştir. Bir yurttaşın ölümüne bir diğerinin de ağır şekilde yaralanması suçunun failleri olan askerler nezdinde “helikopterden atlamış” olan köylülerin yaşadığı işkence/linç, aileler ve peşi sıra Türkiye kamuoyu nezdinde “helikopterden atıldılar” şeklinde yerleşmiş görünmektedir.
 
Yani faillerin yalanı, müdafilerin gerçeğine dönüşmüş, olayın aslını oluşturan kitlesel bir dayak ve linç işkencesi gölgede kalmış demek yanlış olmayacaktır. İşkenceden sağ kurtulabilen Osman ŞİBAN’ın, yere inen helikopterden askerler tarafından arkalarından itilerek beton zemine düşürülmelerini, yaşadığı ağır travmaya da bağlı olarak “Atıldık” diye ifade etmesinin de bu iddianın yaygınlaşmasında rol oynadığını söylemek mümkündür. ŞİBAN’ın anlattıklarına bakıldığında helikopterden atılma olayının, işkence ve kitlesel dayak ile geçen birçok saatin sadece bir detayı olduğu, TURGUT’u öldüren ve ŞİBAN’ı ağır yaralayan olayın esasen ağır işkence ve kitlesel dayak olduğu anlaşılmaktadır.

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.