DOLAR 5,5648
EURO 6,3114
ALTIN 236,6
BIST 99.326
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Parçalı Bulutlu

Özel Harekat Polisi’nden Cizre itirafı: Bodrumdakileri sağ yakalayabilirdik

07.01.2019
A+
A-

Ahmet Gün, 9 yıllık meslek hayatının tamamını Özel Harekat Polisi olarak Güneydoğu’da geçirmiş bir isim. Özyönetim direnişlerinde; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış. Şahit oldukları, kendisine yönelik özeleştiri ve hesaplaşmasıyla Hendek Operasyonları’na ilk kez devlet içerisinden ışık tutuyor. Anlattıkları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde uzun yıllar konuşulacak devletin “Hendek Operasyonları”nın anlaşılmasına eşsiz katkılar sunuyor. Kısmen de devletin Çözüm Süreci’ni kullanış biçimine.

Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında üç çocuğuyla beraber yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları nedeniyle; kişisel güvenliğine zarar gelebileceği endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olması nedeniyle itiraflarda bulunan Özel Heraket Polisinin ismi Cevheri Güven tarafından değiştirilmek zorunda kalındı. Cevheri Güven haber ismi olarak Ahmet Gün ismini verdi.

medyabold.com’da Cevheri Güven ismi ile yayınlanan haberin ilk bölümünde özel harekat polisi Cizre Bodrumları’nda yüzlerce kişiye dair itiraflarda bulunuyor.

Hendek Operasyonları’na katılmış, ağır insan hakları ihlallerine şahit olmuş, mayınla yaralanmış, hastanede sargılar içindeyken mesleğinden ihraç edilmiş ve yine yaralı halde tutuklanıp, 13 ay Cemaat üyesi olmak suçlamasıyla hapiste kalmış bir Özel Harekat Polisi için röportaj vermenin oldukça zor bir karar olduğunu ifade eden Güven, Üç bölüm halinde yayınlamayı düşündüğü söyleşinin ilk bölümünü Cizre Bodrumları oluşturuyor.

BİRİNCİ BÖLÜM/ CİZRE BODRUMLARI

Ahmet Gün, Polis Okulu’ndan mezun olduktan sonra 2008 yılında Özel Harekat Şubesi’nde göreve başlar. İlk görev yeri olan Dersim’e (Tunceli) atanır ardından Batman’a tayini çıkar. 9 yıl görev yaptığı Güneydoğu’da öncesi ve sonrasıyla Çözüm Süreci’ne, Kobani Olayları’na ve Hendek Operasyonları’na bizzat şahit olur.

Ülkücü bir ailede büyür ancak annesi Kürt’tür. Gençlik yıllarında Fethullah Gülen’in fikirlerinden etkilenir ve Cemaatle tanışıklığı da böylece başlar.

17/25 Aralık Yolsuzluk ve rüşvet Operasyonlarından sonra Emniyet’te yoğun tasfiyeler Özel Hareket Dairesi’ni de etkiler. Ancak Ahmet Gün, görevden alınmaz. Bu durumu “Benim fişlenmem Hendek Operasyonları’nda oldu” diye açıklıyor:

“Özel Harekat Şubesi’ndeki fişlemeyi Hendek Operasyonları’nda yaptılar. Bunu sonradan farkettik. Hendek Operasyonları’nda yapılan faşistçe davranışları tasvip etmeyen, iştirak etmeyen herkesi cemaatçi diye fişlediler. Sonra da ihraç ettiler. Hendekler kazılırken ağzını açan polisi ‘çözüm sürecine karşı’ deyip Cemaatçi diye fişliyorlardı, Hendek operasyonları başladıktan sonra da yapılan insanlık dışı işlere karşı çıkmak cemaatçilik olmuştu.”

‘TELSİZDEN AMİRİMİZ KONUŞTU: TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BAŞ ÜSTÜNDE BAŞ KALMASIN’

Hendek Operasyonları’nın en çok insan hakları ihlalleriyle gündeme gelen noktası Cizre’ydi. Özellikle de tarihe “Cizre Bodrumları” olarak geçen olaylar.

Ahmet Gün’le Cizre Bodrumlarını konuşmaya başlarken kendisine yönelik bir özeleştiriyle söze girdi:

“Ben kendimi temize çıkarmıyorum, Allah o günlerden dolayı beni affetsin. Asla bir masuma kurşun sıkmadım ya da mala zarar vermedim ama en basiti istifa edebilirdim. Şimdi ihraç edildim ama o onurlu davranışı gösterebilirdim. O ortamlarda bulunmamalıydım. Geçmiş haneme Hendek Operasyonları’na görev yapmış bir insan yazdırmamalıydım”

Ahmet Gün’ü bu sözlere iten şey Cizre Operasonu’nda gördükleri. Anlatırken oldukça duygulandığı ve kendisi için halkın çaresizliğini özetleyen olay, yaşlı bir Kürt amca ve kucağındaki torununa yapılanlardır:

“Cizre’de sokağa çıkma yasağında, çevirdiğimiz bir bölgede yaşlı bir amca kucağında 2 yaşlarında torunuyla çıktı. Çocuk hasta. Bizim kafatasçı elemanlardan biri izli mermi attı ki kendisine tehdit oluştursun, korksun, geri dönsün diye. Hiç geri adım atmadı. Bozuk Türkçesiyle ‘ya öldürün ikimizi beraber ya da bu çocuğu tedavi ettirin’ dedi. Evinin önünde de hendek var biz de o sokağı bekliyoruz. Polis arkadaşlarımdan biri ‘Bu artisliği hendek kazılırken yapacaktın’ dedi. Yaşlı amca çok tarihi bir cevap verdi: ‘Benim telefon numarama bakın, 155’in kayıtlarına bakın ben kaç defa aramışım. Mahallemize tanımadığımız adamlar gelip gidiyor, buralara hendekler kazıyorlar, yığınak yapıyorlar, buna önlem alınsın dedim. Bir defa bişey yaptınız mı? Ben 155’i aramaktan başka ne yapabilirim. 10 defadan az aradımsa benim şimdi hiçbir istediğimi yapmayın’ dedi. Ama amcanın orada torununu hastaneye götürmesine izin vermediler. Geri gönderdiler. Acil durumda ambülans çağırma yetkisi vardı ama o da çağrılmadı. Torunu ağır hastaydı. Ölümü göze alarak gelmişti. Ne oldu onlara bilmiyorum.”

Ahmet Gün, operasyonların ilk günlerinde yaşadığı bu olaydan çok etkilenir, ancak 100 bin kişilik bir ilçeyi günler boyu sokağa çıkma yasağı altında tutmanın getireceklerinin daha başındadır.

Ahmet Gün’e göre Cizre’de sokakta ceset görüp görmediğini sorarak başlıyorum Cizre Bodrumları bölümüne. Ancak anlattığı psikoloji bu soruyu anlamsız kılıyor:

‘ÖZEL HAREKATÇILAR TAMAMEN BİR SUÇ MAKİNESİNE DÖNÜYOR’

“Kulaklarımla duydum” diyerek kendilerine verilen talimatı anlatıyor: “Cizre’de telsizden Özel Hareket Daire Başkan Yardımcısı operasyonun önemini anlatırken ‘Taş üstünde taş gövde üstünde baş istemiyorum’ dedi. Bunu duyduğumda kalben buğz ettiğimi hatırlıyorum. 2016’nın başlarıydı. Benim kaldığım yerde sokakta ceset görmedim ama öyle bir ortam vardı ki, ölenin hükmü zaten yoktu. Çocuğun tedavisine bile izin verilmeyen ortamda ölen ölmüş sokakta 10 gün yatsa önemi yoktu. O atmosfer, aldığınız emirler onu gerektiriyordu.

Terörle mücadelenin en büyük açmazlarından biri bu. Ben maalesef bugün edebiyat parçalıyorum ama o günlerde yeri geldiği zaman biz de bu pozisyona giriyorduk. Çünkü şehit verdiğiniz zaman olay sizi çok etkiliyor. Beraber görev yaptığınız, zerre kadar bu operasyonların doğru olmadığını düşünen arkadaşlarımızdan da şehitler verdik.

Karşıdaki terörist ya da potansiyel terörist oluyor. Büyükse terörist, küçükse potansiyel terörist oluyor. Gri diye bişey yok.

Git deyince hemen devlete boyun eğmiş, çekmiş gitmiş kişiler beyazdı devletin gözünde. Çaresizlikten, gidecek yeri olmadığı için kalan adam da gri değildi. O coğrafyada Hendek Operasyonları döneminde kalmak ihanetin ta kendisiydi. Çaresizlikten kalanlar dahi hain olarak görülüyordu. ‘Devlet git diyorsa gideceksin, gitmediysen bedelini ödersin’ deniyordu.

Üç beş günde brifingler yapılırdı, ‘Gidecekler arkadaşlar, gitmek zorundalar, başka alternatifi yok. Vatanın bekası, ya devlet başa ya kuzgun leşe mantığıyla konuşuluyordu, Özel Harekatçılara zercedilen düşünce buydu.

Zaten çok da farklı düşünmeye çalışan da yoktu. Bizim Özel Harekatçıların çoğu ülkücü düşünceye sahip zaten farklı düşünmek de istemiyorlar. Ben de Ülkücü bir ailede yetiştim. Bir de arkasında koca devleti bu şekilde gördüğü zaman onun önünde durmak gerçekten imkansız. Tamamen bir suç makinesine dönüyor ondan sonra ShordLand’ın arkasına adamı bağlayıp sürüyor ve zerre kadar beis görmüyor.”

‘BODRUMLARDAKİ VAHŞETİ BAŞLATAN DOKUNUŞ AMBULANSLARA ATEŞ EDİLMESİYDİ’

Ahmet Gün, oluşturulan bu atmosferde emirle haraket eden kişilerin çok sağ duyulu, hukuka demokrasiye uygun davranmasının mümkün olmadığını, bu zeminin yokedildiğini söylüyor. Gün’e göre sorun “emir”lerdeydi ve tüm süreç boyunca çok kritik yerlerde kritik dokunuşlar yapıldı. Cizre Bodrumları olarak tarihe geçen olaydaki kritik dokunuş ise ambulanslara ateş edilmesiydi:

“Orada üç tane bodrum sözkonusuydu. Çocukların yaşlıların, kadınların ve yaralıların olduğunu biliyorduk. Bu insanlara “terörist” diyemeyiz ama en azından kendilerince pasif direniş gösteren insanlar. Devlet evini yurdunu bırak git demiş, yer göstermeden. Bunlar kalan insanlar. “Terörist” demek hepsine insanın dilini lal eder. Niye çıkmadılar diyemiyorsunuz. Böyle bir hakkımız yok. Herkesin yurdu yuvası yaşamı.

“Teröristler” de vardı. Ama medyada hepsine terörist deniyordu. Örgüt 2000’li yıllardan beri sahip olduğu stratejisinde 7 kişinin üzerinde gruplar halinde bir arada olmadı. O bodrumlardan 120 ceset çıkartıldı. 120 tane PKK’lının birarada olduğu iddiasına Güneydoğu’da görev almış hiçbir güvenlik görevlisi inanmaz. Örgütün gerçekleriyle bağdaşmıyor. Masum insanlar kesinlikle vardı bu bir. İkincisi çocuk, yaşlı kadın cesetleri çıkarıldı oradan.

Orada devlet iş çıkmaza girdikçe, şehit verdikçe canavarlaştı. Çıkmayanlar da iş çığırından çıkınca, bodrumlara sığındılar. Ambülanslar yanaşamaz oldu. Cizre Şırnak’tan büyük, bağlı olduğu ilden büyük. Askeri dehanız ne kadar büyük olursa olsun içinden çıkamazsınız. Tanklarla evlere saldırma noktasına geldi iş. Savaş hukuku bile kalmadı.

Bodrumlardakiler ilk günlerde ambulans çağırdılar. Hastalar ve yaralılar için. Ama Ambulanslara ateş açılıyordu bu net. Hasta ve yaralıların alınmamasını ‘ambülanslara bile ateş açılıyor biz ne yapabiliriz’ diye açıklıyorlardı ama bu ateşi güvenlik güçleri içerisindeki bir kliğin yapmaması için hiçbir gerekçe yok. Kesin devlet görevlileri yapmıştır demiyorum ama olma ihtimali çok yüksek.

Ambulanslara ateş açılması çok kirli bir işti. Çalıştığım arkadaşlarım yönüyle çok uzak gelmiyor bana. Maalesef o zaman bu kadar acımasız olabileceklerini görmemiştim, sahiplenme duygusu vardı. O süreçte öyle bir atmosferde çok şehit veriyorsunuz, orada Hz. Ali tavrı takınamıyorsunuz, o sağduyuyu gösteremiyorsunuz. Orada şehit gelince ondan sonra ambulansa da ateş eder, başka şey de yapar. İşi böyle bir çıkmaza soktular.

Çok kritik yerlerde çok kritik dokunuşlarla iş bu raddeye getirildi. Tıpkı 15 Temmuz’da köprüyü tutmak gibi. Ambulanslara ateş açmak Cizre Bodrumları olayındaki en kritik dokunuştu. Kesinlikle sıradan iş değildi.

‘HERŞEY TIRNAK İÇİNDE KANUNA UYGUNDU’

Ahmet Gün, bodrumların bulunduğu bölge ablukaya alındıktan sonra kendilerini de yıpratan bir şekilde sürecin ilerletildiğini söylüyor:

“Orada tırnak içinde hiçbir biçimde kanundan nizamdan çıkılmıyor. Etraf çevrilmiş, kimsenin girmesine ve çıkmasına izin verilmiyor. Bir tek ambülansların girişine izin var, “teröristler” ateş ettiği için sözde onlar da giremiyor. Her şey kanuna uygun tırnak içinde. Kimse kimseye de sivil öldür demiyor. 9 yıl görev yaptım Güneydoğu’da, bu iş, bu yöntem emir vermekten daha tehlikeli. Emir verilse sınırları belli olur hiç olmazsa.

20 saat orada bizi araç içinde bekletiyorlar, günler boyu sürüyor, içeride 120 insan var ve emir de yok. Emir de olmayınca sınırlar da bilinmiyor. Emir alsak daha az şeyler yaşanırdı. Askerle polis arasında kavgalar bile çıkıyordu. 100 bin kişilik ilçede 24 saat kesintisiz sokağa çıkma yasağı uyguluyorsunuz.”

‘BODRUMLARDAKİLERİ SAĞ ÇIKARMANIN KONUŞULDUĞUNU SANMIYORUM’

Bodrumların ablukaya alınmasından sonra içeridekilerin sağ çıkartılmalarıyla ilgili bir emir almadıklarını söyleyen Ahmet Gün, bunun amirleri arasında konuşulup konuşulmadığı sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

“Yukarıda amirlerimizin bu insanların dışarı çıkartılmaya çalışılması için konuştuklarını sanmıyorum. Konuşulsa devletin elinde fazlasıyla bu tip ekipmanlar vardı. Gaz bombaları vardı. Uyutursunuz oradaki insanları, bayıltırsınız. Ya da hiçbir şey yapmadan beklersiniz, zaten ablukaya almışız. Ne kadar dayanacaklar açlığa susuzluğa, teslim olurlardı. Bu en basitiydi. Bayıltacak, geçici körlük, sağırlık yapacak gazımız, bombamız vardı. Bu yöntemlerin yanından dahi geçirilmedi. Bunların yerine tanklarla müdahale edildi.”

‘TANKIN DÜĞMESİNE BASTILAR’

Bodrumlara operasyon başlatılması kararının nasıl alındığı sorusuna ise şöyle cevap veriyor Gün:

“Operasyon yoktu ki. Size de düğmeye gösterseler yaparsınız. Basıyorsunuz tank mermisi evi hallaç pamuğu gibi atıp altını üstüne getiriyor. Bodrumlara yapılan operasyon değildi. Ölen tank mühimmatının patlamasıyla öldü yüzde 99. Ölmeyen de de kavruldu gitti. Polisi ikinci faktörde tuttular, askeri soktular.

Onlarca çocuk cenazesi çıktı bodrumlardan, bırakın benim müşahademi uluslararası raporlara geçti yanmış çocuk, kadın cesetleri.

İş başından kurguydu. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyon uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.