DOLAR 8,5492
EURO 10,0853
ALTIN 495,52
BIST 1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Gök Gürültülü
İstanbul
29°C
Gök Gürültülü
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 33°C
Per 34°C

Özuğurlu: Türkiye paralel bir Suriye yaratıyor

03.05.2019
A+
A-
Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) DAİŞ’e karşı zafer ilan etmesi sonrası bölgede ortaya çıkan yeni konjonktörü, İdlib’deki son gelişmeleri, Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak isteyen Türkiye’nin Batı ile S-400’ler konusunda yaşadığı gerilimi, bölgeyi yakından takip eden isimlerden biri olan gazeteci-yazar Musa Özuğurlu, Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.
 
 QSD’nin DAİŞ’e karşı verdikleri savaşın bittiğini ilan etmesinin üzerinden geçen bir ayı aşkın sürede Suriye’de ne tür değişiklikler oldu?
 
IŞİD’in Suriye’de bitişinin ilan edilmesi meselesini askeri ve siyasi olmak üzere iki yönlü değerlendirebiliriz. Siyasi olarak baktığımızda ABD’nin bölgede asıl olarak bulunmasının nedeni o bölgedeki Kürt oluşumunu korumak ve devamını sağlamaktır. Yine IŞİD’in yenilmesiyle birlikte herkes bir arayışa girdi. Herkes o bölgede IŞİD’e karşı savaştığını iddia ediyordu. Dolayısıyla IŞİD’in bitirilmesiyle Suriye’de temizlenmeyen tek bölge İdlib’tir. İdlib bölgesi kaldığına göre tarafların ellerindeki siyasi argümanlardan birisini artık bir kenara koyduklarını görüyoruz. Demek ki bundan sonra taraflar siyasal açıdan ya başka türlü söylemler geliştirilecek ya da yeni bir aşamaya girildiği için başka başlıklar altında pazarlıklar devam edecek. 
 
Askeri açıdan baktığımızda ise, IŞİD’in tam olarak yok edildiğini söylemek mümkün değil. Yani IŞİD’in bugünden sonra değişik bir şekilde başka ülkelerde ortaya çıktığını görebiliriz. Fakat Suriye özeline bakacak olursak evet, IŞİD’in çok büyük bir oranda etkisinin bittiğini görebiliyoruz. Bunda en büyük payda Demokratik Suriye Güçleri’nindir. Yine onlarla birlikte hareket eden ABD’nindir. Ama kesinlikle gözardı edilmemesi gereken bir şey de IŞİD’e öldürücü darbeyi asıl Rusya’nın vurduğudur. Yani Rusya 2015’in sonunda Suriye’ye girdiği zaman Seleniye ve Halep’te çok önemli IŞİD kamplarını vurdu. Yine Suriye Ordusu da kendi bulunduğu yerden savaştı. Yani herkes kendisine bir pay çıkartabilir. 
 
IŞİD’e karşı kazanılan bu zafer sonrasında burada oluşan boşluk için taraflar birbirine yönelebilecek. Mesela Suriye Ordusu rahatlıkla İdlib tarafında yığınak yapabiliyor. DSG yine aynı şekilde son döneme kadar çatışmalar sürmüş olsa da nihai olarak artık kendi bölgesini tahkim etme peşinde. Dolayısıyla askeri olarak da siyasi olarak da yeni bir aşamaya girdi ve herkes de kendi hesapları doğrultusunda bir adım atacak gibi görünüyor.
 
Türkiye’nin buraya dair verdiği sözleri bugüne kadar tutmadığı İdlib’de son durum nedir?
 
 
İdlib’te aslında pek bir şey yapılmadı. Orada yapılan asıl mesele şu. Bugüne kadar ki süreç içerisinde orada tek karlı çıkan Türkiye gibi görünüyor. Çünkü Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile bu bölgeye hakim oldu. Bunun devamı olarak da İdlib’te bazı gruplar yapılan Astana Anlaşması ile koruma altına alınmış durumda. Normalde Rusya ve Türkiye’nin oluşturduğu o tampon bölge olmasa, şimdi çoktan Suriye Ordusu oraya girerdi ve çatışmalar yaşanırdı. Fakat dikkat edecek olursak o bölgedeki gruplar bu anlaşmayla korunuyor. 
 
Şuan İdlib’te, El-Nusra gibi herkesin terörist olarak kabul ettiği gruplar var. Astana sürecinde o bölge ile ilgili olarak bir ateşkes kararı alındı. Bu ateşkes kararı şimdiye kadar yerine getirilmiş değil. O anlaşmada Kasım ayına kadar oradaki gruplar ağır silahlarını teslim edip, belli bir bölgeye çekileceklerdi. Fakat şu ana kadar hiçbirisi gerçekleşmiş değil. Hatta zaman zaman bu bölgeden Suriye ordusunun bulunduğu mevzilere yönelik top atışları oluyor. Nitekim bundan 2 ay önce yapılan bir saldırıda 20 Suriye askeri öldü. Rusya ondan sonra bir bombardıman düzenledi İdlib’e yönelik. O zaman İdlib’e yönelik bir operasyonun başladığı düşünüldü ama devamı da gelmedi. Neden? Çünkü Rusya orada Türkiye’ye bir marj tanımış durumda. Yani Türkiye oradaki gruplara bir şekilde dokunulmasını istemiyor. Rusya bu nedenle Suriye’yi durduruyor.
 
 Peki, İdlib’i nasıl bir gelecek bekliyor?
 
Bu Rusya’nın gelgitlerine bağlı. İran ve Suriye’ye kalırsa hemen operasyon yaparlar. Fakat Rusya bu ikiliyi durduruyor. Türkiye’ye bu şekilde o bölgede bir alan tanımış oluyor. Rusya en son ‘Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmiyor’ açıklaması yaptı. Sonrasında bu kez ‘getiriyor’ açıklaması geldi. İlki Rusya Dışişleri Sözcüsü’nün açıklamasıydı. Daha sonra Erdoğan, kendisi ile görüşeceği zaman Putin’den ‘Türkiye’nin iyi yönde çabaları olduğu’ açıklaması geldi. Ki bu muhtemelen Erdoğan’ın isteği üzerine yapılan bir açıklama. Rusya gelgitler yaşıyor bu konuda. Siyasal iklim izin verdiği anda yani Türkiye-Rusya ilişkisi, Türkiye-İran ilişkisi, Türkiye-Suriye ilişkisinde ne türlü pazarlıklar dönecek, neler olacak onu şu anda kestiremiyoruz. Ama bu uygun olduğu anda yapılacak. Bunun yapılması kaçınılmaz. Bu sadece bir zaman meselesi olduğunu düşünüyorum.
 
Sınır hattına yapılan askeri sevkiyatlarla birlikte Türkiye’den Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon söylemleri zaman zaman dillendiriliyor. Türkiye böylesi bir operasyon yapar mı? 
 
 
Türkiye’nin DSG’nin bulunduğu bölgeye operasyon başlatacağını hiç zannetmiyorum. İhtimalleri düşünelim. ABD oradan ayrılacağını açıkladı, bunun üzerine YPG hemen Şam’la masaya oturmaya hazır olduğunu söyledi. Neden? Çünkü politik gerçeklik bunu gerektiriyor. Niye? Çünkü Suriye ile anlaşamazlarsa Türkiye hazır girecek. Dolayısıyla YGP, Türkiye ve Suriye’den birini tercih edecekse daha önce yaşamakta oldukları devleti tercih ederler. Bu bize şunu gösteriyor. Eğer ABD oradan çıkmazsa Türkiye’nin  oradaki herhangi bir bölgeye doğrudan YPG’yi hedefleyen bir operasyon yapmasının imkanı yok. Zaten ABD, Türkiye’yi defalarca uyardı. Yani ‘operasyon yaparsanız bunun karşılığı ağır olur’ dediler. Dolayısıyla Türkiye’nin bunu yapma şansı yok. 
 
İkincisi, zaten Suriye böyle bir şeye izin vermek istemez. Çünkü Türkiye, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı gibi operasyonlar dolayısıyla bir hakimiyet alanı inşa etti. Dolayısıyla Türkiye o alanda şuan Suriye’yi rahatsız edecek onlarca şey yapıyor. Yani deyim yerindeyse orada paralel bir Suriye yaratıyor. Dikkat edin kaymakamlık oluşturmuş, ilkokular oluşturmuş, polis gücü oluşturmuş, zabıta oluşturmuş. Ee bunun adı devlettir. Yani Suriye egemenliği dışında bir devlet  oluşturuluyor orada. 
 
Dolayısıyla Suriye bu tecrübeden dolayı Kürt bölgesine Türkiye’nin girmesine izin vermek istemez. Çünkü Türkiye hiç çıkmayabilir oradan. Orası Suriye için yeni bir Golan demek. Ki şu anda bile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgeleri aslında bir Golan. Türkiye oradan çıkmazsa ileride çok büyük sorunlar yaşanacak.
 
 Rusya, daha önce Fırat’ın batısı için Türkiye’nin önünü açtı. Benzer bir durumla karşılaşma ihtimali nedir?
 
Evet, Rusya Fırat’ın batısında Türkiye’ye bir bir marj tanıdı ama doğusunda bir alan tanımak istemez.  Çünkü bu sefer Türkiye, Suriye’de çok geniş bir alanı denetim altına almış olur. Bu Rusya’nın da işine gelmez. Ayrıca Rusya, Kürt kartını da kaybetmek istemez. Yani şimdi Rusya ile Kürtlerin arası soğuk, zaman zaman çok sert rüzgarlar da esiyor. Fakat unutmayalım YPG’nin Moskova’da bürosu vardır ya da Suriye savaşında yaralanan birçok YGP’li gidip Suriye’de tedavi olmuştur. Halen daha tedavi olmak isteyen vardır. Yani bir taraftan siyasal olarak birtakım şeyler vardır ama diğer taraftan bu tür ilişkiler de vardır. Bunun sebebi şu; Rusya bir taraftan Kürtleri Suriye’nin çizgisine getirmeye çalışıyor diğer taraftan da elinden kaçırmak istemiyor. Yani Rusya’nın böyle bir politikası var. 
 
Bu nedenlerle ABD orada kalsa da, gitse de Türkiye’nin herhangi bir şekilde oraya girebileceğini düşünmüyorum. Bir tek istisnası olabilir o da Suriye Türkiye’ye ‘girin Kürtlerle savaşın’ derse, yani Kürtlerle Türkleri karşı karşıya getirmek isterse olabilir. 
 
Ancak bunun olacağını düşünmüyorum. Bir de Erdoğan gerçekten de Putin’e ‘çok zor durumdayım, bana yardım edin’ derse, belki bir cep operasyonu yapabilirler. Ama bu YPG’nin niteliğine zarar verecek bir operasyon olmaz. Zaten hiçbir devlet böyle bir operasyona izin vermez.
 
 Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nden oluşan bir heyet, geçtiğimiz günlerde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Paris’te bir araya geldi. Türkiye’nin tepki gösterdiği bu görüşmeyi nasıl okumak gerekir?
 
 
Şimdi haklı olarak DSG uluslararası destek arıyor ve bu desteği de çeşitlendirmek istiyor. Yani sadece ABD ile olmaz. Çünkü yakın zamanda ABD birdenbire ‘oradan çıkıyorum’ dedi. O gün herkes için bu bir ‘şok’tu. En başta Kürtler için bir şoktu. Çünkü uzun süredir oraya silah yığan ve Kürtlere destek çıkan bir güç, birden ‘ben çekiliyorum’ dedi. Kürtler bu tecrübeyi bir daha yaşamak istemiyor. Çünkü yalnız kaldıkları anda bir çok ülkenin kendilerine çullanmak istediğini biliyorlar. Dolayısıyla bir çeşitlilik yaratma istiyorlar. Bu çeşitlilik içerisinde Fransa’nın Irak tarafından bile bir Kürt tecrübesi var. Ya da Kürtlerin bir Fransa tecrübesi var. Dolayısıyla Fransa’nın böyle bir isteği var. Tarihsel olarak da Fransa’nın Suriye’de bir mirası var. Fransa artık Suriye topraklarına geri dönmesi gerektiğini düşünüyor. Bütün bunlara baktığımız zaman Fransa bunu Kürtler vasıtasıyla yapabileceğini görüyor. Kürtler de dediğim gibi kendi garantör sayılarını arttırmaya çalışıyor, alternatifi çoğaltmaya çalışıyorlar. Çünkü ABD bir daha böyle bir sürpriz yapabilir. Eğer yaparsa bu sefer daha kötü bir durumla karşılaşılabilirler. Türkiye’nin buna tepki göstermesi sadece Fransa’nın çok somut bir şekilde hemen yardım edeceğinden değil. Kürtlerin uluslararası alanda kuracakları yeni bir köprü olduğu için tepki gösteriyor. 
DSG’nin bu görüşmesi aynı zamanda siyasal olarak dünyada tanınır hale gelmelerini ve daha çok ülke tarafından dikkate alınmalarını sağlıyor. Zaten Türkiye’nin de kabul etmediği budur.  Türkiye’de oradan Şam otoritesinin muhatap alınmasını ve Kürtlerin yok sayılmasını istiyor. Kürtler bunu yapmaya devam ettiği sürece hangi ülke olursa olsun Türkiye’den tepki çekmeye devam edecek.
 
NATO üyesi Türkiye’nin F35 uçakları almak istediği ABD ile S-400 füzeleri konusunda yaşadığı kriz nasıl bir noktada?
 
 
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu her bir ayağı bir kayıkta olan adama benzetiyorum. Böyle sürekli sallanıyor ve rüzgâr biraz artarsa eğer suya düşecek. 
 
Şundan dolayı yani, Türkiye iki taraftan birini tercih edebilir. Taraftan kastım doğu bloku ve batı bloku. Bu siyasi bir tercihtir. Fakat bu hükümete baktığınız zaman ikisini de tam olarak tercih etmediğini görüyoruz. Daha doğrusu hangisini tercih ettiği konusunda net bir tavır ortaya koymuyor. Yani bir ‘denge politikası’ yürütüyor. Denge politikası belli bir süre insanı götürebilir ama sarsılmaya başlarsa kendisini yerde bulur. Bu ne kadar sürer bunu kestirebilmek mümkün değil şu anda. Ama rahatlıkla çok tehlikeli oynadığını söyleyebiliriz. 
 
Şimdi bir taraftan S-400’leri alacaksınız, diğer taraftan S-400’lerin varlık sebebi olan NATO uçaklarını kendinizde tutacaksınız. Böyle bir şeyi doğal olarak NATO kabul etmiyor. Teknik olarak böyle bir şeyin olması mümkün değil. S-400’ler NATO uçaklarının şifrelerini tanıyacak ondan sonra hiçbir anlamı kalmayacak. Dünyanın hiçbir yerinde NATO uçaklarının bir anlamı kalmayacak. Dolayısıyla ABD, ‘Ya bizi tercih edeceksiniz ya da Rusya’yı. İki taraflı olmaz’ diyor.  
 
Türkiye böyle bir şey yaparsa ekonomik olarak entegre olduğu batıdan yine aynı şekilde ayrılmak zorunda. Fakat böyle bir şeyi yapması çokta mümkün değil. Çünkü ihracatının büyük bir bölümünü zaten AB ve ABD ile yapıyor. Türkiye bırakmak istese de, batı bir pazar olarak Türkiye’yi bırakmaz. Çünkü Türkiye stratejik olarak çok önemli bir yerde. Askeri ve ekonomik anlamda doğuya bağlı bir Türkiye, elden çıkmış bir Türkiye’dir. Batı böyle bir Türkiye’yi kaybederse eğer Ortadoğu’ya olan hakimiyetini ve bütün doğuya olan köprüsünü kaybedecek.
 
Kriz nereye evrilebilir?
 
Bunun sonucu çeşitli senaryolardır. Bunları dile getirmek doğru değil. Hepimiz biliyoruz ki her zaman örtülü veya açık denilen bir takım operasyonlar vardır. Bunlar yapılabilir. Zaten dikkat ederseniz şu anda iktidar sanki böyle bir şeye hazırlık varmış gibi hareket ediyor. Ama ben Türkiye’nin eninde sonunda batı blokunda kalacağını düşünüyorum. Eğer Türkiye gerçekten doğu blokuna evirilebilirse bu Avrasyacıların kazanması demektir. Bu aynı zamanda bir ‘devrim’ demektir. Bu aynı zamanda birçok şeyi kökten değiştirip, yok edip, yeni bir dünya kuruyorsunuz demektir. Başarılı olur olmaz orası ayrı bir mesele ama ben hiç böyle birşey olacağını düşünmüyorum.
 
ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye dahil 8 ülkenin İran’a uygulanan yaptırımlardan muaf tutulması uygulamasına son verdi. Bu karar, Türkiye-ABD ilişkileri nasıl etkileyecek?
 
ABD’nin İran’a uygulamakta olduğu bu ambargoyu ya da yaptırımları aslında batı dünyası da kabul etmiyor. Zaten onlar bu yaptırımları aşmak için yeni bir fon, yeni bir ödeme sistemi oluşturdular. ABD daha önce Türkiye, Japonya, İtalya ve başka bir takım ülkeleri bundan muaf tutmuştu. Şimdi o muafiyeti kaldırdı. İran’dan petrol Türkiye’ye boru hattı ile gelmiyor. Dolayısıyla petrol ile ilgili daha çok yaptırım olacak. Türkiye bu yaptırıma uyarsa petrolü başka yerden bulmak zorunda. 
 
Bunun da iki sonucu olabilir. Şuan İran’ın Türkiye’ye petrolü piyasa fiyatından verip, vermediğini bilmiyoruz. Belki de piyasa fiyatından çok daha ucuza veriyordur. Bununla birlikte Türkiye petrolü piyasa fiyatına almak zorunda kalabilir. Bununla Türkiye’ye çok büyük bir maliyet yüklenir. Başka bir ülkeden alırsa, bu sefer de İran’a yönelik ABD’nin yaptırımlarına karşı çıkan Türkiye çelişkiye düşmüş olur. Şu ana kadar ki bütün söylediklerinin aksine bir şey yapmış olur. Bu yaptırımlara bir şekilde onay vermiş olur. Böyle bir durum var. Hangisini tercih edeceğini şu anda bilemiyoruz. ‘Buna uymayacağız’ diye karşı açıklamalar yapıldı ama uyacaklar mı uymayacaklar mı bunu bilemiyoruz. Fakat uymazlarsa ABD bu kez Türkiye’ye baskıyı arttırmak için İran bağlantılı ya da Türkiye bağlantılı bir takım firmaları da yaptırıma alabilir. 
 
Türkiye’ye başka bir takım yaptırımlar da uygulamaya başlayabilir. Yani bu bir katalizör olabilir. S-400’ler, Kürt konusu ve Doğu Akdeniz’de oluşmakta olan ihtilaflara yeni bir başlık eklenmiş olacak. Dolayısıyla eğer Türkiye bu yasağa uymazsa, ABD’nin tavrına bağlı olarak çok daha sert günler görebiliriz. Uyarsa da bunun maliyeti olacak.
 
MA / Ferhat Çelik 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.