DOLAR 5,6865
EURO 6,3630
ALTIN 259,3
BIST 102.540
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Parçalı Bulutlu

QSD Genel Komutanı Ebdi: DAİŞ ile cephe savaşı bitti

21.02.2019
A+
A-

DAİŞ’e karşı cephe savaşının bittiğini belirten QSD’nin Genel Komutanı Mazlum Ebdi, DAİŞ’in zihniyet ve ideolojik yapılanmasının da tamamen bitirilmesi için yeni bir strateji belirlediklerini söyledi. Ebdi, “Bölgenin istikrarı, Türkiye başta olmak üzere dış güçlerin saldırılarına açık olmaması ve sahadaki güçlerin karar sahibi olması temelinde Güvenli Bölge Projesi’ni kabul edebiliriz” dedi.

Suriye iç savaşına 2013’ün sonlarına doğru uluslararası ve bölgesel güçlerin desteği ile dahil edilen DAİŞ, Dêraz Zor’un Hecin beldesinde son saatlerini yaşıyor. Sahaya sürülmesi ile Irak ve Suriye’de birçok yerde hakimiyet sağlayan DAİŞ, Kürtlerin devrim ateşini yaktığı Kobanê’ye de saldırmış, ancak Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) tarihe mal olan direnişi ile ilk yenilgisini almıştı. Girêspî, Eyn İsa, Hesekê, Minbic, Tabqa, Rakka ve en son da Dêra Zor’a kadar kademe kademe geriletilen DAİŞ’in varlığı, 600-700 metrekareye sıkıştırıldı. Suriye sahasında 6 yıllık savaş ile DAİŞ’i tüketen Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdi, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Nazım Daşdan‘ın sorularını yanıtladı.

DAİŞ’in bulunduğu son toprak parçası olan Hecin beldesinde sorularımızı yanıtlayan Ebdi, DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin yanı sıra, DAİŞ sonrası yol haritası, uluslararası koalisyon ile ilişkiler, güvenli bölge, Türkiye’nin mevcut pozisyonu ve Suriye rejimi ile gerçekleştirdikleri görüşmeleri değerlendirdi.

Dêra Zor’da DAİŞ’e karşı “Cizre Fırtınası” adıyla yürüttüğünüz operasyon ne aşamada?

5 yıldır DAİŞ’e karşı savaşıyoruz. DAİŞ ile ilk savaşımız 1 Ocak 2014 yılında Til Hemis’te gerçekleşti. O günden bugüne kadar onlara karşı savaşımız devam ediyor. Fakat bugün DAİŞ’le askeri mücadelemizin sonuna geldik. Şimdi onlar Dêra Zor’da bulunan Baxoz köyünde küçük bir noktada sıkıştırılmışlar. Sivilleri kalkan olarak kullanmaları ve bazı esirlerimizin ellerinde bulunması nedeniyle temkinli yaklaşıyoruz. Şu an savaşçılarımız hem sivilleri, hem de esirlerimizi kurtarmak için mücadele ediyor. DAİŞ’e son demlerini yaşatıyorlar. Onun için DAİŞ’in bitimine günler değil, saatler kaldı.

Fiziki olarak biten DAİŞ’in zihniyet ve ideolojik olarak da bittiğini söyleyebilir miyiz?

DAİŞ sadece zihni ve ideolojik değil, daha varlığını devam ettiriyor. Gizli askeri örgütlenmesi de bulunuyor. Baxoz köyü ile birlikte DAİŞ’le cephe savaşının bittiğini söyleyebiliriz. 5 yıldır dünyaya meydan okuyan DAİŞ, hilafetini ilan etmişti. Büyük bir alanı kontrol altına almıştı. Bu anlamda da büyük bir savaş yürütüyordu. Bugün, bu bitiyor. DAİŞ’in askeri olarak görünen varlığı bitiyor. DAİŞ’in hilafeti yenildi. Ancak bu DAİŞ’in askeri örgütlenmesinin bittiği anlamına gelmiyor. Bundan dolayı tamamıyla bitirmek için yeni bir strateji belirledik. Bu stratejimiz iki aşamalı olarak yürütülecek. Birinci aşaması DAİŞ’in cephe hattı düşünce devreye girecek. Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’nde halen binlerce DAİŞ’li bulunuyor. Hücre sistemi ile her yere dağılmışlar. Fırat havzası, Habur suyu hattı ve Irak ile Suriye sınırı alanlarında halen eylemler düzenleyip, halka saldırıyorlar. Önceliğimiz bu alanlarda geniş çaplı güvenlik operasyonları gerçekleştirmek olacak. Bu da aşama aşama yapılacak. Bu operasyonları da koalisyon ile birlikte yürüteceğiz. Belki eskisi gibi bütün güçlerimiz yer almayabilir ama büyük bir güç bu operasyonlarda yer alacak.

İkinci aşama ise, daha büyük bir zamanı kapsıyor. Farklı özellikleri de var. DAİŞ bu alanlarda toplumsal bir temel oluşturdu. DAİŞ’in fikirlerinden etkilenen insanlar var. Bu anlamda onların çalışmalarını yapanlar da bulunuyor. Bunun için büyük bir mücadele gerekiyor. İkinci aşama ise, bu çerçevede yürütülecek. Demokratik bir toplumun yaratılması için bütün gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Kimileri mücadelenizin DAİŞ’e karşı verdiğiniz savaşla başladığını sanıyor. Bize bu süreçten biraz söz eder misiniz.

Elbette sadece Kobanê’de onlara karşı verdiğimiz savaşla başlamadı. Öncesi de var. Ancak DAİŞ Kürtlere etraflıca saldırdı. Güney Kürdistan’da Şengal ve Maxmur’a saldırdıktan sonra Kobanê’ye yöneldi. Biz savunma savaşı verdik. Öncelik halkımızındı, ancak bu savaş bütün insanlığın savunması için yapıldı. Bütün insanlık adına biz bu savaşa girdik. DAİŞ’e karşı kimse cesaret edemiyordu. Devletleri bile dize getirmişti. Suriye rejimi, DAİŞ’e karşı savaşamıyordu. Aralarında bir anlaşma vardı. Şimdi DAİŞ’e karşı olduklarını söyleyenler de öyleydi. Türkiye devleti ile DAİŞ birdi. Birbirleri ile iş tutuyorlardı. Sadece biz kendi öz gücümüz ile DAİŞ’e karşı büyük bir savaş verdik. Bu savaşta büyük bedeller ödedik. Halkımız acılar çekti. Ancak sizin de gördüğünüz üzere, biz şimdi DAİŞ’in son kalesindeyiz. Burada röportaj yapıyoruz. Bu, bir başarıdır.

DAİŞ’in hilafet ilan ettiği Rakka’nın düşürülmesinden sonra Suriye sahasında oluşturulmaya çalışılan yeni dengeler var. Bu süreç ABD’yi güçlerini çekme açıklamasına kadar götürdü. Yeni dengeler ve ABD’nin tutumu hangi aşamada?

Rakka’dan sonra DAİŞ’e karşı savaşın nasıl olacağı, koalisyon güçleri arasında tartışılmıştı. Bu plan, QSD olarak bizim ile de paylaşıldı. Biz de buna dahil olduk. DAİŞ’e karşı askeri mücadelenin Rakka’dan sonra da tüm hızıyla devam etmesi kararlaştırıldı. 2019, hatta 2020 yılına kadar bu şekilde gidecek. Bu temelde koalisyon ile QSD arasında bir ortaklık vardı. 2019’un ilk günlerinde ise, ABD Başkanı Donald Trump “çekileceğiz” açıklaması yaptı. Bu koalisyonun diğer ortaklarınca beklenmeyen bir açıklama idi. Pentagon ve burada bulunan askeri yetkililerin de beklemediği bir durumdu. Fakat neticede bu ABD’nin bir iç kararıdır. Ve bunu yerine getirecekler. Çekilme açıklamasından sonra, bazı durumlar yaşandı. Birçok güç yeni hesaplara girdi. Başta Türkiye heveslendi. DAİŞ’ten kurtardığımız alanlara girmek için fırsat kolluyor. Suriye rejimi herhangi bir anlaşma ve görüşme olmadan bu bölgelere girmeye çalışıyor. ABD’nin yerini doldurmak isteyen uluslararası güçler de var. Yeni bir durum ortaya çıktı. Şimdi biz de buna göre hareket edip, halklarımızın kazanımlarını korumaya çalışıyoruz.

ABD’nin çekilmesine ilişkin netleşen bir takvim var mı?

Şimdiye kadar belli olan bir takvim yok. Bu konuda şu ana kadar yeni bir karar da yok. Fakat DAİŞ’e karşı verilen cephe savaşı bittikten sonra, geri çekilme kararı pratiğe geçecek. Güçlerini azaltacaklar. Önümüzdeki günlerde ABD bazı güçleri çekebilir. Ağır silahların bir bölümü çekilebilir. Kamuoyu böyle bir şeyi görebilir. Bu gerçekleştirilecek. Koalisyon Kuzey ve Doğu Suriye bölgesindeki güçlerini azaltacak. Ancak DAİŞ’e karşı belirlediğimiz mücadele programı devam edecek. DAİŞ’e karşı, Suriye rejimi ile komşu cepheler ve yine Minbic başta olmak üzere Türkiye’ye karşı cephelerde bulunan koalisyon güçleri görevlerine devam edecek. Bunlar için bir karar yok. Bu görevlendirme olduğu gibi sürecek. Bu, biraz siyasi anlaşmalar ve Suriye krizinin çözülmesine bağlı olarak gelişen bir durum olacak. Önümüzdeki günlerde bu tablo biraz daha netleşir.

Türkiye’nin DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısına kadar sizinle ilişkileri vardı. Ne olduysa bir anda tüm ilişkiler koparılıp, günümüze kadar gelen saldırı politikası izlendi. Türkiye’yi buna iten ne oldu?

Türkiye Kobanê’de biteceğimizi umut ediyordu. DAİŞ’i üzerimize süren Türkiye’nin kendisiydi. O dönemler Türkiye-DAİŞ ilişkileri çok iyiydi. Tüm sınır kapıları onlara açıktı. Ticaret yapılıyordu. Petrol satışı vardı. Türkiye DAİŞ ile ilişkilerine devam edebilmek için, YPG’nin denetimi altında olan bölgelerin alınmasını şart koymuştu. Kobanê savaşı bunun için çıktı. DAİŞ eğer Kobanê’yi alsaydı, Cizîre bölgesini da alacaktı. Sonra ise Efrîn ve Ezaz alınacaktı. Bu, Türkiye ve DAİŞ’in ortak planıydı. O dönemler Türkiye bize karşı öyle saldırgan bir tutum içinde değildi. Çünkü bu görevi DAİŞ’e vermişlerdi. Esas sebebi DAİŞ’i yenmemizdir. Ortak geliştirdikleri planların hiçbiri tutmadı. DAİŞ bizi bitireceğine, DAİŞ bitti.

İkincisi ise, yeni bir gelişme oldu. Koalisyon eskiden Türkiye eli ile ÖSO adında Suriye’deki diğer çeteleri destekliyordu. Fakat Türkiye’ye bağlı olan çeteler, Suriye sahasında başarısız olup ABD’nin siyasetini boşa çıkardı. DAİŞ’e karşı onlarla bir şey yapılamayacağı görüldü. Türkiye, çeteler ve koalisyon arasında bir rol oynayamadı. Suriye meselesinde koalisyon ve Türkiye birbirinden uzaklaştı. Çünkü Türkiye bu görevi yürütemedi. DAİŞ’e karşı sahada başarı elde eden tek güç biz olunca, koalisyon içinde bulunan ABD, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere birçok güç bizimle ilişkiye geçti. DAİŞ’e karşı savaşabilecek tek gücün QSD olduğunu görünce, sahada QSD ile iş tuttular. Bu da yeni bir durum ortaya çıkardı. Türkiye’nin rahatsızlandığı ve kabul etmediği bir durum oldu. Bunu kendisi için bir tehlike olarak gördü. QSD ve özgürleştirilen alanlara yönelik bakışında yüzde 80 değişime gitti. Bu gün ise düşmanlık yapıyor. Ve Efrîn’e ne yaptıysa bu bölgelere de aynısını yapmak istiyor.

Türkiye şimdi Cerablus’tan Efrîn’e kadar Suriye topraklarına girmiş ve varlığını devam ettiriyor. Bu sahadaki aktörler için nasıl bir tablo oluşturdu?

Türkiye’nin Suriye topraklarına girmesi ortaya yeni bir tablo çıkardı. Türkiye Suriye için komşu bir ülke. Suriye topraklarına girmesi işgal anlamına geliyor. Eskiden İskenderun bölgesini bu şekilde işgal etmiş, ilhak etmiş. Şimdi ise girdiği yerlerde kalıp kendisine bağlamak istiyor. Bu toprakları da Suriye’den koparmanın peşinde. Suriyeli hiçbir yurtsever bu durumu kabul etmemeli. Her ne kadar Suriye rejiminin zayıflığından faydalandıysa da Rusya ve İran ile anlaşmalar yaptı. Kendisine yurtseverim diyen hiçbir Suriyeli Türkiye’nin varlığını kabul etmemeli. Eminim DAİŞ’e karşı askeri savaşımızdan sonra Suriye sahasındaki en büyük sorun Türkiye’nin varlığı olacak. Bu durumun da çözülmesi gerekiyor.

DAİŞ’ten hemen sonra Türkiye’nin Suriye’den çıkarılması için bir süreç başlatılır mı?

Rusya, İran ve Türkiye arasında Astana ve Soçi görüşmeleri kapsamında anlaşmalar yapıldı. Birbirinden habersiz şimdilik iş yapmıyorlar. Fakat bugüne kadar ne Rusya, ne de İran Türkiye’nin Suriye topraklarında kalıcı olmasını kabul etmedi. Onların arasındaki mesele taktik ve zaman meselesidir. Fakat Rusya, İran ve Suriye’nin, Türkiye’ye baskı uygulayarak bulunduğu alanlardan çıkarması onların arasındaki anlaşmalara bağlıdır.

ABD ile ilişkilere döndüğümüzde, sürekli sizi ve Türkiye’yi aynı masada buluşturma arayışında. Bununla amaçlanan nedir. Hangi kriterlerde Türkiye ile aynı masaya oturursunuz?

Türkiye devleti NATO’nun bir üyesi. ABD’nin stratejik bir müttefikidir. ABD, Suriye konusunda Türkiye’ye karşı bir savaşa girmek istemez. Çelişkilerinin derinleşmesini istemez. Türkiye’nin bölgelerimize yönelik saldırılarını siyasi bir yol ve anlaşmalar çerçevesinde çözmek istiyor. Diyalog yolunu esas alıyorlar. Bizim Türkiye ile sorunumuz değil, Türkiye’nin bizim ile sorunu var. Çünkü buraya girip işgal etmek istiyor. Onun için Türkiye’nin bu sorununu savaş ile değil, anlaşmalar kapsamında çözüme kavuşturmak istiyorlar. Bu çerçevede özellikle ABD’nin geri çekilme açıklamasında sonra, Türkiye’nin saldırı girişimleri daha da arttı. Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırısı çok farklı gelişmeleri de beraberinde getirir. Suriye’de şu an oluşturulan dengelerde çok büyük değişimler olur. Sahaya yansıması olur. ABD ve Rusya arasında oluşan dengelerde de büyük değişimler meydana gelir. Onun için farklı bir yola başvuruyorlar. Bu kapsamda güvenli bölge projesi ortaya çıktı. Biz de buna yönelik şartlarımızı belirterek, katıldığımızı söylemiştik. Şartlarımız nedir? Bölgenin istikrara kavuşması, Türkiye başta olmak üzere dış güçlerin saldırılarına açık olmaması ve sahadaki güçlerin bölgede karar sahibi olması temelinde halklar için kabul edebiliriz. Ancak Türkiye farklı düşünüyor. Onlar bölgeye girerek, karar sahibi olmak istiyor. Bu da mümkün değil. Ne biz, ne de bölge halkı böyle bir şeyi kabul etmez.

Güvenli bölge ile alakalı netlik kazanan bir durum var mı?

Biz bu konuda netiz. Belirttiğimiz çerçevede herhangi bir saldırıya açık olmaması gerekiyor. Burası Suriye’nin bir parçasıdır. Suriyeliler karar sahibi olmalı. Bu şekilde diyalog ve ilişkilere kapımızın açık olduğunu belirtiyoruz.

QSD ve Türkiye ilişkileri ne aşamada, ilerleyen zamanda nasıl bir hal alır?

Türkiye hiçbir zaman doğru söylemiyor. Kamuoyunu ve ilişkide bulundukları güçleri kandırmak ile meşguller. Sanki biz onlara saldırıyormuşuz gibi algı yaratmaya çalışıyorlar. Bu doğru değil. Bugüne kadar saldırıya uğrayan biziz. Her gün insanları sınırda öldürülen biziz, onlar değil. Biz onları kendimize tehlike olarak görüyoruz. Bölge olarak, onlara karşı hiçbir tehdit oluşturmuyoruz. 8 yıldır kimseye bir saldırımız olmadı. Bundan sonra da öyle olacak. Karşılıklı saygı ve birbirlerinin topraklarına el uzatmadan olursa, kabul edilebilir bir çerçeve olabilir. Bunun dışında hiçbir şekilde ilişkilenmeyi kabul etmiyoruz.

Öte taraftan Suriye rejimi ile olan görüşmeleriniz var. Bu konuda birçok madde de belirtilmişti. Buna ilişkin bir gelişme var mı?

Bu konuda siyasi yönetimimiz bir yol haritası belirledi. Bunu maddeler halinde kamuoyuna deklare etti. Hem Şam hükümetine, hem de rejimle ilişki halinde olan güçlere iletti. Görüşmeler devam ediyor. Biz Suriye rejimi ile bir çözümün olmasını istiyoruz. Şam Suriye’nin başkentidir. Kuzey ve Doğu Suriye, Suriye’nin bir parçasıdır. Çözüm en sonunda Şam ile gerçekleştirilecek.

Maddeler içinde QSD’nin Suriye ordusunun bir parçası olduğu belirtilmişti. Bu maddede bir uzlaşı var mı?

Elbette bu çözüm gelişecekse bizim de taleplerimiz var. 8 yıldır büyük bir savaş içindeyiz. Bu da halklarımızın istek ve talepleri doğrultusunda olmalıdır. QSD olarak da çözüm için şöyle bir şartımız var. Kuzey ve Doğu Suriye’nin askeri dosyası bölge halklarının elinde bulunmalı. QSD, Suriye ulusal ordusu içinde özerkliğini korumalıdır. Suriye ulusal kurumlarına karşı değiliz. Bunlar içinde askeri kurum da var.

Son olarak çizilen birçok senaryo kapsamında, ABD’nin geri çekilmesinden Türkiye’nin tehditlerine, oradan Adana Mutabakatı’na kadar herkes bir hesap içinde. Büyük bedellerle elde edilen bu kazanım neye evrilir?

Bize göre bu durum çok nettir. Sonucu sahada belirlendi. 8 yıldır binlerce şehit verdik. Halklarımız büyük acılar çekti. Paha biçilmez bir emek verildi. Bunu sadece Kürt halkı değil, bölgenin tüm halkları yarattı. Bizimle birlikte yürüyen Arap halkı var. Şimdi askeri gücümüzün yarısına yakını Arap, yarısı Kürt, diğerleri de öbür halklarımızdan oluşuyor. Bölgenin geleceğini bu halklar belirleyecek. Siyasiden askeri alana kadar onlar netleştirecek. Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Onun dışında mümkün olan bir şey yok.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.