DOLAR 6,9827
EURO 8,2023
ALTIN 442,44
BIST 9,1164
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Restini gördük

18.06.2018
A+
A-

25 yıl sonra yine bir Haziran ayında objektiflere poz verdi ve “Milli şuur için buradayım”  dedi, faili meçhul dönemin baş faillerinden. 1993 yılının haziranında başbakan olduğunda Türkiye onun “Milli Şuurunu” daha yakından tanıyacaktı. Başbakan koltuğuna oturduğunun ikinci haftasında Sivas Madımak Otel’de (2 Temmuz) 33 aydın ve sanatçı yakılarak katledilecek, bu katliamdan 4 gün sonra da Erzincan Başbağlar köyünde de 33 sivil daha katledilecekti.   Her ne kadar devlet yetkilileri ve o dönemin “havuz medyası” katliamı PKK tarafından Sivas katliamına misilleme olarak çarpıtmaya çalışsa da katliamın, “derin devlet” içindeki çeteler tarafından yapıldığı ortaya çıkacaktı. Aradan geçen 25 yılda her iki katliamın devlet içindeki failleri bulun(a)mayacaktı.

 

Başbakan koltuğunda üçüncü ayını doldurmadan artık milletvekilleri de devletin hedefine girecekti. 1993 yılının 4 Eylülünde Mardin DEP (Demokrasi Partisi) Milletvekili Mehmet Sincar Batman’da sokak ortasında katledilecek, aynı yılın Ekim ayında ise dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın daha sonra açığa çıktığı üzere devlet içindeki birimler tarafından öldürülmesi sonrası katliamlar konusunda gözünü ne kadar karartacağını gösterecekti. Tuğgeneral Aydın’ın öldürülmesi sonrası Türk ordusu 16 kişiyi katlederek Lice’yi yerle bir edecekti.

 

Aynı yılın Kasım ayına gelindiğinde katliamların emrini bizzat verdiğini itiraf etmekten çekinmeyecek, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir.” diyerek, Kürt işinsanlarını, aydınlarını, yazarlarını ve siyasetçilerini açık bir şekilde tehdit edecekti. Çok geçmeden bu tehdidi hayata geçecek, tehdit açıklamasından sonra Kürtlere yönelik “faili meçhul cinayetler” olarak anılacak kanlı bir süreç başlayacaktı. 1994 yılının ilk ayında onun talimatiyla Liceli işinsanı Behçet Cantürk’le başlayan cinayetler, avukat Yusuf Ziya Ekinci, işinsanları Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan, avukat Medet Serhat avukat Faik Candan, Fevzi Arslan, Şahin Arslan ve Ankara’nın Altındağ ilçesinin Yüksekovalı Nüfus Müdürü Mecit Baskın gibi binlerce Kürt aydın, siyasetçi ve işinsanı, kaçırılıp işkence edildikten sonra katledilecekti.

 

 

 

Başbakanlığının ilk yılı dolmadan gerçekleştirilen bu katliamlar onun yapacaklarının bunlarla sınırlı olmayacağının işaretlerini de verecekti. 1994’ün Martına gelindiğinde ise Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin Türk savaş uçakları tarafından bombalanması sonucu 50 kişi yaşamını yitirecek, ve O, “bombardımanı gerçekleştiren uçakların devlete ait olmadığı” açıklamasıyla PKK’nin, “savaş uçaklarına sahip olduğunu” iddia edip, suçu PKK’ye atarak, Türk Siyaset ahlaksızlığına bir çentik daha atacaktı.

 

Elbette katledilen sivillerin, bombalan köylerin devlet tarafından yapıldığının açığa çıkmasını istemeyecek, gerçeklerin karanlıkta kalmasını isteyecekti.  Onun emriyle, özgür basın geleneğinin temsilcisi olan Özgür Ülke Gazetesi’nin İstanbul’daki merkez binası ve Ankara bürosuna yönelik 1994 yılının 2 Aralık gecesi eş zamanlı bombalı saldırılar düzenlenecek ve bombalı saldırılarda gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız yaşamını yitirerecek, 23 gazete çalışanı ise yaralanacaktı

Durmayacaktı ! 1990’ların başında uygulamaya konulan yeni savaş konseptinin en önemli ayağı Kürt gerillasının halk tabanını, beslendiği ve dayandığı temel gücü ortadan kaldırmak olan “Denizi kurut, balığı yakala” taktiği onun döneminde de devam edecek; binlerce köy ve mezra boşaltılacak, milyonlarca insan yerini yurdunu terk ederek göç etmek zorunda kalacaktı.

Ancak ne yapsa Kürt halkının özgürlük yürüyüşüne engel olamayacak, o da katliamlarına yenilerini ekleyecekti. 1996 yılının Ocak ayında   Güçlükonak’ta bir minibüsün önce taranıp sonra yakılması sonucu 11 kişinin hayatını kaybettiği ve Güçlükonak Katliamı olarak tarihe geçecek katliam gerçekleşecekti. PKK’nin üzerine bırakılmak istenen katliamın ertesi günü yakılan minübüsten, hayatını kaybedenlerin kimlikleri sağlam bir şekilde ailelerine verilecek, PKK ile ilişkilendirilmek istenen katliamın askerler tarafından gerçekleştirildiği bölgeye giden insan hakları savunucularının yaptığı araştırmalarla açığa çıkacaktı.

 

1996 yılının Kasım ayı gelindiğinde ise başında olduğu devletin “derin”  ve kirli ilişkileri ortalığa saçılmaya başlayacaktı.  Balıkesir’in Susurluk ilçesinde, 3 Kasım 1996’da Mercedes marka otomobilin bir kamyona arkadan çarpması sonucu İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, faşist, katil, kontrgerilla elemanı Abdullah Çatlı ve sevgilisi Gonca Us ölecek DYP Şanlıurfa milletvekili ve korucubaşı Sedat Edip Bucak da yaralı olarak kurtulacaktı. Susurluk Kazası’ndan sonra soruşturma derinleştikçe devletin tam bir kirli ilişkiler ağı içinde olduğu görülecek ancak o yine de, “Devlet için kurşun atan da şereflidir, kurşun yiyen de..” diyerek, devletin katliamlarını ve suç şebekesini sahiplenecekti.

 

 

Bir dönemin karanlık yüzü ve yukarıdaki suçların baş sorumlusu Tansu Çiller, 20 yıl sonra  AKP ve cumhurbaşkan adayı Erdoğan’ın mitinginde ortaya çıkacak ve “”Milli şuurla buradayım” diyecek.

Çillerin “Milli şuur” sicilinde onlarca katliam, yitip giden binlerce hayat var. Her türlü suça ve kire bulaşmış iktidarını korumak için, kıyıda köşede kalmış ne kadar şaibeli ve suça karışmış kişi varsa etrafına toplayan AKP ve liderinin sicilinde de  Diyarbakır, Roboski, Suruç, Ankara katliamları ve haritadan silinen Cizre, Nusaybin, Sur, Şırnak, Silopi ile hayatlarını yitiren binler var. Türlü suç ve kirli işlere karışmış her iki muktedirin ortak yanı “milli şuur” adıyla katliam, baskı, ölüm ve yıkım… AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı, çürümüş iktidarını kaybetme korkusuyla nerde bir suçlu ve şaibeli kişi varsa koluna takarak bizlere, halklara mesaj vermeye çalışıyor.  Bulaştığı, emrini verdiği onca katliama rağmen 20 yıldır hesap vermeyen Çilleri sahneye çıkararak verdiğin mesajı aldık. Bunun “Beyaz Toroslar gezer” tehdidiyle eşdeğer olduğunun farkındayız. Çektiğin resti gördük ve buna boyun eğmeyeceğimizi Demirtaş ifade etti: Meydanlarda bağırıp çağırarak insanlara hakaret edip düşmanlaştırarak, halka boyun eğdireceğini zannedenlere halkın gücünü göstermek hiç de zor değil. 24 Haziran’da sandığa atacağınız zarfın içerisine demokrasi isteğinizi gösteren iki pusulayı  HDP ve Demirtaş oylarını koyun, gerisini bize bırakın. Seçim akşamı sandıklar açıldığında görün bakalım o ha bire size parmak sallayıp canları çıkıncaya kadar bağıran sahte kabadayılar, ne hale geliyor! Kendisini dünya lideri zanneden üçüncü sınıf kasaba politikacılarına güzel bir ders verme fırsatını kaçırmayın. Bu nedenle mutlaka sandığa gidin.

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.