DOLAR 8,7078
EURO 10,4013
ALTIN 496,73
BIST 1.411
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
28°C
Sağanak Yağışlı
Cts 29°C
Paz 30°C
Pts 29°C
Sal 29°C

Rober Koptaş: Ermeni Soykırımı Türkiye devletinin kurucu suçu

23.04.2020
A+
A-
İSTANBUL – 1915’te yaşanan Ermeni Soykırımı’nın, 100’üncü yılını kutlayan Türkiye devletinin “kurucu suçu” olduğunu söyleyen gazeteci-yazar Rober Koptaş, soykırımının tanınmasının Ermenilerden çok Türklere yarayacağını belirterek, “Yeni bir zihniyetin kuruluşunun ilk adımları oradan geçiyor” dedi.
 
Bugün 100’üncü yılını kutlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinde, yerini aldığı Osmanlı Devleti’nin son yıllarından başlayarak yüzyıllarca Anadolu ve Mezopotamya topraklarında bir arada yaşamış haklara yönelik gerçekleştirilen soykırımlar, katliamlar ve mezalimler var. “Türk” kimliği altında inşa edilen yeni ulus devletin hedef aldığı halklardan biri Ermeniler oldu.  Osmanlı İmparatorluğu 1’inci Dünya Savaşı içerisindeyken başkent İstanbul’daki Ermeni toplumunun önde gelenleri, 24 Nisan 1915 tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın emriyle ya tutuklandı ya öldürüldü ya da sürgün edildi. Yine yüzbinlerce Ermeni yerinden yurdundan edilerek, mallarına el konuldu. Bazı kaynaklara göre, sürgün edilen 800 bin ile 1 milyon 800 bin arasında kişi yaşamını yitirdi. 24 Nisan tarihi bu nedenle “Ermeni Soykırımını Anma Günü” olarak kabul ediliyor.
 
Yaşananların üzerinden 105 yıl geçmesine rağmen çekilen acılar Ermeni toplumu için hala taze. Geçtiğimiz yıl 31 ülke 1915’te yaşananları resmen “soykırım” olarak kabul etti.  Bu ülkeler; Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kıbrıs Rum Yönetimi, Çekya, Ermenistan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Libya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Hollanda, Paraguay, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Suriye, Vatikan, Venezuela, Uruguay oldu. ABD’de ise Temsilciler Meclisi’nin ardından Senato da “Ermeni soykırımı” tasarısını kabul etti. Yine ülkedeki 50 eyaletten 49’u, yaşananları ” soykırım” olarak kabul etti. Bu tanımalara rağmen Ermenilerin beklentisi, Türkiye devletinin geçmişle yüzleşmesi.
 
Ermeni gazeteci-yazar Rober Koptaş, soykırımın 105’inci yıldönümünde Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde 1915’te işlenen suçun kendisi ve inkârı olduğunu söyleyen Koptaş, Cumhuriyet rejiminin Türk, İslam, Sünni, erkek kimlikleri üzerinde kendini var ettiğini ifade etti.
 
Öncelikle 24 Nisan tarihi Ermeni halkı için neyi ifade ediyor?
 
24 Nisan 1915’te, İstanbul’da zaptiyelerin ellerindeki listelere göre tutukladığı iki yüzden fazla Ermeni aydının pek çoğu, hayatları boyunca ellerinde kalemle fikir mücadelesi vermişlerdi. Gazeteci, yazar, öğretmen, siyasetçi, tüccar ve din adamı olan bu insanların pek çoğu, sürüldükleri Çankırı ve Ayaş’ta katledildi. İlk sürgün grubuna dahil edilmeyip bir süre daha İstanbul’da kalmasına göz yumulan Krikor Zohrab, Vartkes Serengülyan gibi bazı tanınmış isimler de sonraki aylarda onlarla aynı kaderi paylaştı. 
 
24 Nisan, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kesim, kırım, felaket, sürgün ve seferberlik gibi adlarla anılan ve yüz binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan büyük felaketin, soykırımın en önemli dönemeçlerinden biriydi. Bir halkın kültür hayatını şekillendiren seçkin tabakanın ortadan kaldırılmasının acısı ve etkisi çok büyük oldu ve bu durum sonraki bütün kuşakları etkisi altına alacak bir çoraklaşmaya yol açtı. Ermeniler, bu büyük yaratıcılar grubuna duydukları saygının sonucu olarak 24 Nisan’ı milat kabul ettiler. Onları anmak, Ermeniler için bütün masum kayıplarını anmak anlamına geliyor.
 
 Ermenilere yönelik yapılanın soykırım olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı tartışması yıllardır sürüyor. Bazıları bunun hukuki bir tartışma olduğunu ileri sürerken, bazıları da tartışmanın tarihçilere bırakılması gerektiğini savunuyor. Siz bu iki tartışma hakkında neler söylemek istersiniz?
 
 
Soykırımı inkar edenler bir tartışma yürütmek arzusunda değiller, onların tek derdi gerçekleri çarpıtmak ve inandıkları devlet modelinin bekasını sürdürmek.
 
Soykırım da hiçbir kavramda ne tarihçilere ne de hukukçulara bırakılabilir. Kavramlar disiplinler arasında özgürce dolaşır ve zaman içinde eskir veya dolaşımda kalırlar. 1915’te olanla ilgili bir tartışma yok. Sizin ya da benim varlığım nasıl tartışma konusu değilse, bu konuda da tartışılacak bir şey yok. Soykırım kavramını hangi şekilde tanımlarsak tanımlayayım 1915 ve sonrasında yaşananda o tanımların içini dolduracak türlü boyutlar var. Tartışma dediğiniz esasen bir inkâr meselesidir. Soykırımı inkar edenler bir tartışma yürütmek arzusunda değiller, onların tek derdi gerçekleri çarpıtmak ve inandıkları devlet modelinin bekasını sürdürmek. Medeni dünyada bu görüşlerin hiçbir yeri yok ve olmayacak da. 
 
 Bir yazınızda “Bugüne kadarki sorun, Türkiye’nin 1915 konusunda doğru ahlaki ve siyasi tutumu geliştirmemiş olmasıydı” demiştiniz. Devletin sorununun çözümü için çözüm geliştirmemesinin nedeni ne?
 
Bu, Türkiye devletinin kurucu suçu. Ermenilerin yok edilmesi ve mallarınıni mülklerinin gasp edilmesi üzerine yükselen, milli birliğini de Ermeni, Rum, gayrimüslim tehdidi üzerine kuran, kendini bu kurucu ötekiler üzerinden tanımlayan bir rejim ve onun resmi ideolojisi elbette ki kendi temelini kuran şeyleri inkar eder. Devleti nötr bir aygıt olarak düşünemeyiz. Kendini başka şeylerin yanı sıra Ermeni halkının yok edilmesi üzerine var etmiş bir devlet, mecbur kalmadıkça inkarını sürdürecektir.
 
 Ermeni soykırımına Türkiye’deki demokratik çevreler veya Türkiye halkları nasıl yaklaşmalı?
 
 
 Türklük Sözleşmesi’nin içinde kalarak, Türk olmanın avantajlarından yararlanıp başka halkların sorunlarına karşı kör ve sağır kalarak demokrat olunamaz bu ülkede.
 
Gerçek orada duruyor. Bazen kimliğimiz, bazen önyargılarımız, bazen ideolojilerimiz gerçeğe hakkını vermenin önünde engel oluyor. Ama demokratik çevreler diyorsak, bu çevrelerin Türkiye resmi ideolojisiyle bir sorunu olduğunu var saymamız gerekir. En azından gerçekten demokratlarsa… Ve demokratlar karşılarına bugün devlet kaynaklı çıkan her sorunun temelinde bir zamanlar Ermenilerin katledilmesinin, mallarına el konulmasının ve o günden bugüne sürdürülen bu lanetli tavrın başka pek çok baskıcı ve ayrımcı pratiğin temelinde olduğunu bilirler, bilmeliler. Bu bilinçle hareket etmek, eksik kalınan noktalarda bilgiyi artırmaya çalışmak ve değerli akademisyen Barış Ünlü’nün formüle ettiği Türklük Sözleşmesi’nden çıkmak gerekiyor. Türklük Sözleşmesi’nin içinde kalarak, Türk olmanın avantajlarından yararlanıp başka halkların sorunlarına karşı kör ve sağır kalarak demokrat olunamaz bu ülkede.
 
 1915’te yaşananlar 31 ülke tarafından “soykırım” olarak tanındı. Yine yasa tasarısı olarak birçok ülkenin meclislerinde bekletiliyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Şöyle düşünelim, eğer bu ülkenin meclisi, TBMM geçmişte olanları olduğu gibi kabul etseydi, başka hiçbir ülkenin meclisinin böyle bir karar almasına gerek kalmayacaktı. Özellikle batılı ülkeler veya İsrail, Ermeni meselesini kendi ulusal çıkarları olarak kullandılar ve kullanıyorlar. Türkiye ile ilişkiler iyi olduğunda Ermeni meselesi gündemde yoktur, ancak Türkiye ile ilişkileri gerildiğinde Ermenilerin yaşadıkları hemen aba altından çıkan bir sopaya dönüşür. Bu çoğu zaman ikiyüzlü bir tavırdır, bundan şüphem yok. Ancak o ülkelerde yaşayan Ermenilerin her biri soykırımda ninelerini, dedelerini kaybetmiş, öz topraklarından edilmiş insanların da yaşadıkları ülkenin Ermeni soykırımını tanımasını isteme ve bunun için mücadele etme hakkı olduğunu da unutmayalım. Başa dönersek eğer TBMM 1915’te olanlar konusunda dürüst olsaydı, onların da böyle bir mücadele vermesine gerek kalmayacaktı. 
 
Siz de belirtiniz ABD ve İsrail gibi ülkeler Türkiye ile sorun yaşadıklarında Ermeni soykırımını gündeme getiriyor. Neden koz olarak kullanıldığını biraz daha açar mısınız?
 
Az önce dediğim gibi emperyal hırsları olan, neoliberal  dünyada çıkarlarını savunmak ve geliştirmekten başka ideolojisi olan ülkeler herhangi bir meselede ulusal çıkarlarından bağımsız düşünmezler. Bu ülkeler sadece Ermeni soykırımını tanırken değil, Türkiye’yle ilişkileri iyi olduğu dönemlerde bu sorunu hasıraltı ederken de aynı riyayla hareket ediyorlar. Benim görüşümce bir halkın yaralarının bu tür bir siyaset için malzeme edilmesi elbette acı verici. Ancak bundan daha acı verici olan benim ve dünya üzerindeki neredeyse tüm Ermenilerin vatanı olan bu ülkenin, Türkiye’nin riyakarlığı.
 
 Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından Cumhuriyetin ilk yıllarına Ermenilere ve daha birçok halka yönelik katliamlar yaşandı. Günümüzün Türkiye’si geçmişte yaşanılanlarla yüzleşmek yerine daha çok inkar etmeyi tercih ediyor. Yüzleşme için ne yapılmalı?  
 
Türkiye belki de bu tarihi ile yüzleşemez ama bizler yüzleşmesi için mücadele etmeliyiz. Bugünkü Türkiye’nin, bugüne kadarki suçlarla yüzleşmesi ihtimali elbette ki yok. Ancak onu dönüştürmek, onu demokratik bir ülke haline getirmek için on yıllardır süren bir mücadele var. O mücadele güçlenirse her şey değişir. O zaman başka bir ülkeden bahsediyor oluruz ve o başka ülke de zaten Ermeni soykırımı ve geçmiş şiddet olaylarını tanımadan kurulamaz. Bu sadece Ermenilerle ilgili bir mücadele değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesidir. Ama Türkiye, 1915’te olanları kabul etmeden demokratikleşemez.
 
 Türkiye’de yaşayan Ermeniler bugün kendilerini güvende hissedebiliyor mu?
 
Siyasi konularda konuşan, yazıp çizen, inandığını savunan kaç Ermeni tanıyor Türkiye kamuoyu? Bir elin parmaklarını geçmez muhtemelen. 52 bin kişi içerisinde 5 kişi, hadi 10 kişi olsun. Sırf bu bile Ermenilerin kendilerini güvende hissetmediklerini söylemiyor mu? Türkiye’de zaten kim kendini güvende hissediyor ki denilebilir. Doğrudur da, ancak Ermenilerin hem tarihsel olaylardan kaynaklı korku ve travmaları hem de Hrant Dink cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti, Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi gibi yakın tarihli ve büyük yaralar açmış korkuları var. Bu şartlarda Ermenilerin korkuyor olmalarını da anlamamak düşünülemez. Ermeniler adına konuşan tüm resmi kurumların, Patrikliğin, önde gelen vakıf başkanlarının bu korkuyla hareket ettiklerini ve sadece devletin kendilerinden beklediği türden, makbul açıklamaları yaptığını hatırlamak gerekir. Sırf bu bile kendi başına korkunun ispatıdır.
 
 Bugün Türkiye’nin birçok kentinde yaşayan Ermeniler var. Ancak kimisi kendi kimliği ile yaşamaya devam ederken, birçoğu kendi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor. Bunun nedeni yukarda saydığınız sebepler mi?
 
 
Bugün eğer Türkiye daha özgür bir ülke olsaydı, Anadolu’nun pek çok yerinde kendisine Ermeni diyen çok sayıda insan olacağına şüphem yok.
 
Zorla Müslümanlaştırma, Anadolu’da yeni değil. 15’inci yüzyıldan bu yana yaşanan ve yaşanmakta olan bir pratik. Baskılar, korkular, tehditler insanları kendi dinlerini terk etmeye sevk etti tarih boyunca ve Ermeni soykırımı da bunun en yoğun yaşandığı tarihsel an oldu. 105 yıl sonra, aradan kaç kuşak geçti ve pek çok insan Ermeni kökleriyle ilgili hiçbir bilgileri olmadan yetişti. Bu bilgiye sahip olanların ise aileleriyle ve onların hikayeleriyle temas kurması inanılmaz zorlaştı. Bugün eğer Türkiye daha özgür bir ülke olsaydı, Anadolu’nun pek çok yerinde kendisine Ermeni diyen çok sayıda insan olacağına şüphem yok. Ancak baskılar, tekçilik, milliyetçilik devam ettikçe ve Türk-İslam-Sünni kimliği kayırılmaya devam ettikçe bu insanlar, gerçek köklerini gizli tutmayı sürdürecekler ve bu bilgi de zaman içinde yok olup yeni kuşaklara aktarılmayacak. 
 
Son olarak soykırım 105’inci yılında vermek istediğiniz mesaj nedir?
 
Tüm dünya üzerinde yaşayan Ermeniler açısından Ermeni soykırımının tanınması şüphesiz önemli. Ancak onlar 105 yıldır bu inkarla yaşıyorlar. Bir 105 yıl daha bu inkar sürse hayatlarında değişen bir şey olmayacak. Ancak bu inkarcı zihniyet 105 yıl daha devam ederse Türkiye, içinde bulunduğu derin sorunların ve krizlerin hepsinde çok daha kötü bir duruma gelecek. Bu açıdan bakıldığında soykırımın tanınması Ermenilerden çok Türklere yaracak. Çünkü yeni bir zihniyetin kuruluşunun ilk adımları oradan geçiyor. Bu konuda yol alınabileceği konusunda hiç iyimser ve hayalci değilim. Ancak kötümser olmak gerçekleri söylememize engel olmamalı.
 
MA / Erdoğan Alayumat

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.