DOLAR 5,7287
EURO 6,3563
ALTIN 276,9
BIST 96.032
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Gök Gürültülü

Savcının ceza istediği Gazeteci Kanbal’ın yargılandığı dava Şubat ‘a ertelendi

20.11.2018
A+
A-

Sosyal medya hesaplarından paylaştığı haberler gerekeçe gösterilerek hakkında dava açılan gazeteci Ahmet Kanbal’ın yargılandığı ilk duruşma İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Gazeteci Kanbal duruşmaya Mardin’den SEGBİS ile bağlanırken avukatları da mahkeme salonunda hazır bulundu. Gazeteci Ahmet Kanbal savunmasında ” Benim burada yargılanma sebebim Afrin operasyonudur. BM gözlemci raporlarına göre Afrin, Suriye’de 7 yıl boyunca çatışmasız tek şehirdi. AKP hükümetinin argümanlarının gerçeği yansıtmadığı açık. 24 Haziran erken seçimleri öncesinde milliyetçi bir dalgaya ihtiyaç vardı. Bu da Afrin veya Kürtlerin hâkim olduğu bir yere yönelik bir operasyonla mümkündü.” dedi.

Attığı tweetlerin haber mahiyetinde olduğuna dikkati çeken Kanbal,” İddianameyi düzenleyen savcı tweetlerdeki linkleri tıklasa, bunların haber olduklarını görürdü.” dedi

Kanbal savunmasında şunları ifade etti: “Öncelikle 20 ocak 2018’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ÖSO ile beraber Afrin’e dönük başlattığı saldırılar öncesi Afrin nasıl bir yerdi. Hepimizin malumu üzerine Suriye’ de 2011’de başlayan iç çatışmalar ile birlikte Türkiye sınırında bulunan ve ağırlıkla Kürt halkının yaşadığı Qamislo, Kobanê, Grê Spî, Efrin, İdlib ve Lazkiye hattı boyunca çatışmanın hiç ama hiç yaşanmadığı yer Efrin’ndi. Efrin 7 yıl boyunca tek bir patlamanın tek bir çatışmanın olmadığı bir bölgeydi. Türkiye neden girdi Afrin’e. Kendi söylemi ile Türkiye’ye Afrin’den tehdit geldiği, Afrin’deki çatışmalar nedeniyle Türkiye’ye roketler düşüğü şeklindeydi. Ancak Afrin’de 7 yıl içinde ne oldu diye baktığımızda gerek Birleşmiş Milletler (BM) kayıtları gerekse de Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) raporlarına göre Suriye’de çatışmanın yaşanmadığı tek şehir olarak görülüyor. Bu nedenle de AKP hükümetinin argümanlarının gerçeği yansıtmadığı açık bir şekilde görülüyor.

Ama neden Afrin’e bir saldırı yapıldı veya neden buna gerek duyuldu diye baktığımızda;

Birincisi; AKP ve MHP hükümetinin ortak alacağı kararla gidilecek bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yani 24 Haziran erken seçimleri vardı ve bu süreçte milliyetçi bir dalgaya ihtiyaç vardı. Bu milliyetçi dalgayı yaratmak da Afrin veya Kürtlerin hakim olduğu bir yere dönük başlatılacak bir savaş ile mümkündü.

İkincisi; Uluslararası anlamda basta Rusya ve Suriye rejimi devamında ise ABD ve Almanya ile Fransa ve Ingiltere şahsında buna ihtiyaç duyuldu. Yani Afrin sadece AKP-MHP’nin ihtiyaçları için hedef olmadı. Rusyanın hesabında Guta bölgesi ve Idlib hesapları vardı. Kürtlere karşı Türkiye bir sopa olarak kullanılacaktı. ABD ve diğer uluslararası güclerin de Kürtlerle yaptıkları ittifak kapsamında Kürtlere karşı bir koza ihtiyaçları vardı. Ve bu kapsamda Afrin NATO ordusu tarafından beraberinde ÖSO denen gruplarla işgal edilmeye başlandı” dedi.

‘AFRİN’İ ANLATMADAN ANLAŞILMAZ’

Bu sırada mahkeme başkanı Kanbal’ın sözlerini keserek, “Sanki CNN Türk’e bağlamışsın da Afrin harekatı neden başladı bize bunu anlatıyorsun. Savunmana iddianame ile sınırlı kalırsan zaman acısından da önemli olur” dedi.

Başkanın sözlerine Kanbal, şöyle cevap verdi: “Bu davanın neden açıldığını neden bu yargılamanın yapıldığını anlayabilmek için Afrin harekatı ki size göre harekat bana göre saldırı ve işgaldir. Bu işgalin neden yapıldığını benim buna nasıl baktığımı nasıl değerlendirdiğimi görmeniz gerekiyor. Bu nedenle bunları anlatmam gerekiyor. Sizin bu işgale bakış açınız tek başına bu davanın neden açıldığını açıklamaya yetmez. Zaman konusunda ise, eğer ki savunmam kesilmez ise daha çabuk biteceğini düşünüyorum. Hakeza böyle bir dava ile beni sizle karşı karşıya getirdiler ise kimse bana zamandan bahsetme hakkına sahip değildir. Ben bu dava yüzünden evim basıldı. Ailemin evi basıldı. Ailem tedirgin edildi. Izmir’ de kendim ifade vermek için gittim bir gece gözaltında kaldım. Sabah adliyeye sevk edilecek iken darp edilerek, işkence edilerek ters kelepçeyi maruz bırakıldım. Devamında ise, savcı beyin yakalama kararını kaldırmaması nedeniyle 4 defa daha gereksiz yere gözaltına alındım. Zamanından çaldılar benim. Hayatımdan çalıyorlar. Mesele zaman ise, şu an gündemim var gitmem gereken bir gazeteci olarak ama gidemiyorum. Savcılık makamının saçma sapan iddiaları nedeniyle burada savunma yapmak zorunda kalıyorum. Bu nedenle kimsenin bana zamandan bahsetme hakkı yok.”

‘BARIŞ DİYORUZ ÖNÜMÜZE DOSYA KONUYOR’

Kanbal savunmasını şöyle sürdürdü: “Gelelim paylaşımlarıma. Hepsi haber içerikli paylaşımlardır. Savcı bey baksa bunu görecek. Ama bir talimat ile kolluk güçlerinin önüne koymuş olduğu bir dosyaya imza atıp iddianame diye önümüze sunmuş. Sormak istiyorum gazeteci olarak gerek hükümlere gerçekse de yurttaşlara uyarıda bulunma hakkımız mı yok bizim. Bırakın gazeteci olmayı bir yurttaş olarak uyarı yapma düşünce ve fikirlerimizi beyan etme hakkımız yok mu. Orada mazlum halkların evlatları yaşamını yitirecek ama biz mazlum halkların evlatları olarak yorum yapamayacak mıyız. Bu savaş evlatlarımızı, kardeşlerimizi elimizden aliyor ama biz yorum yapma uyarı yapma hakkına sahip değiliz böyle mı gerçekten. Gazeteciyiz biz. Gazeteci olarak doğru olanı duyurmak ile yükümlüyüz. Bunu biz de yapmasak bu halklara en büyük kötülüğü yapmış oluruz. Biz barış diyoruz. Biz savaş kötü birseydir diyoruz. Bizim önümüze dosya konuluyor. Barış diyoruz bize yargılama olarak dönüyor. Savaş mı isteyelim bunu istiyorlar. Kusura bakmasınlar zaten ortalıkta yeteri kadar savaş çığırtkanı var biz onlardan olmayacağız. Biz barış talep eden gazeteci rolünü oynamaya devam edeceğiz.

‘SAVCILIK LEHİME OLAN DELILLERI KARARTMIŞ’

Soruşturma aşamasında savcı bey sosyal medya için “Basın mecrası mıdır” diye sormuştu. Öyle olduğunu söyledik diye olsa gerek iddianame basın yayın yoluyla örgüt propagandası suçlaması ile hazırlanmış. Yani hem gazeteci olduğumuzu kabul etmiş hem de sosyal medyanın basın yayın aracı olduğunu. Peki o zaman bu dosya niye. Bakıyoruz paylaşımlara YPG açıklaması, Suriye rejiminin açıklaması, uluslararasi koalisyonun açıklaması, TSK ve ÖSO ile diğer devletlerin açıklamaları var. Savcı bey ne yapmış sadece YPG açıklamasını almış oraya koymuş. Propaganda demiş. Savcı bey delillerle oynamış. Delil karartmış ama lehime olan delilleri karartmış. Tüm bu açıklamalar paylaşımlar gazetecilik faaliyeti kapsamında yapılmış paylaşımlardır. Ki bunları yapmak için gazeteci olmaya da gerek yok. Ama kimse yapamaz hale geldiği için birilerinin yapması gerekiyor. Biz gazeteciler olarak bu kızgın maşayı tutmaya gönüllü olduk. Bu görev bizim görevimiz. Gerçekleri açıklamak, gerçekleri duyurmak bizim görevimiz. Neden sosyal medyayı kullandık derseniz. OHAL ile birlikte ilan edilen KHK’lerle yüzlerce gazete, ajans, televizyon, dergi kapatıldı. Bize haber yapıp haberlerimizi görünür kalacağımız başka bir mecra bırakılmadı. Biz de sosyal medyaya yöneldik. Ama o da elimizden korkutularak alınmaya çalışılıyor. Gazetecilik cesaret işidir. Biz bu davaların açılacağını bile bile bunları yapmaya devam ettik. Yaptıklarımızın arkasındayız. Devam da edeceğiz.

‘GAZETECİLER OLARAK UYARIYORUZ’

Gelelim uyarılara. Ne dedik. Dedik ki, Afrin’e saldırı 40 yıllık bir savaşın başlamadı demektir. Haksız mıyız? Hayır. Devlet Kürtlere karşı 40 yıldır zaten bir savaş yürütüyor. Eğer barış süreci sona erdirilmese bu savaş bitebilirdi. Barış süreci aKP-MHP ittifakı eliyle bitirildi. Devamında Afrin. Evet Afrin Kürtlere topyekûn bir savaş kararıdır. Bu savaş başlarsa bir 40 yıl daha sürer dedik. Uyardık. Gazeteci olarak halen uyarıyoruz. Peki yanıldık mı. Hayır bakın bugün Afrin bir sömürgeye dönüştürülmek isteniyor. Afrin’de şehir savaşı başladı. Kim yapıyor. TSK’nin birlikte hareket ettiği gruplar TSK ile savaşıyor. Neden çünkü oradaki ganimeti paylaşamıyorlar. Çünkü oralı değiller. Çünkü bu savaş beraberinde daha büyük savaşları getirecekti. Ve getirdi. Biz bu nedenle bu uyarıları yaptık yapıyoruz. Bu savaşa son verilsin istiyoruz. Gazetecilik de böyle birseydir. Dedim ya cesaret işidir. Eğer ki sistemin istemediği birseyi yapabiliyorsan cesaret gerektiriyor. Biz de bu kapsamda gazetecilik görevimiz gereği bunu yaptık yapmaya devam ediyoruz.

‘GAZETECİLİK CESARET İŞİDİR’

Evet CNN Türk’e bağlamadık ama dosyada CNN Türk’e bağlanarak ‘terör uzmanı’ ‘orta-doğu uzmanı’ sıfatları ile yorumlar yapanlar savaş çığırtkanlığı yapıp ölümü kutsuyorlardı. Biz de isterdik oraya bağlananlardan bir tanesi barıştan bahsetsin ama iktidarın politikası çerçevesinde hareket etmek zorundaydılar. Kendileri sıcak saraylarında katlarında CNN Türk’ün sıcak stüdyosunda savaşı överken, yoksul halkın çocuklarının savaşa gönderilmesini istiyorlardı. Orada savaş çığırtkanlığı yapan bir kişi bile yargılamazken, biz barış istediğiniz için mahkeme karşısındayız. Onlar o stüdyolardan atıp tutarken, sahada olan bizlere sosyal medya dışında bir mecra bırakılmadığı için bu mecrayı kullandık. Gazetecilik cesaret işidir. Biz de belki eksik kaldık ama elimizden geldiği kadarını yapmaya çalıştık. Yapmaya da devam ediyoruz.”

Verilen aranın ardından savunmasına devam eden gazeteci Ahmet Kanbal, bir gazeteci olarak her zaman barışı savunduğunu söyledi ve mahkemeden beraatini talep ederek sözlerini tamamladı.

SAVCILIK CEZALANDIRILMASINI İSTEDİ

Kanbal’ın ardındansöz alan avukatları ise müvekillerinin beyanlarına katıldıklarını ifade ederek, Kanbal’ın beraatini istedi.

Savunmaların ardından mütalaasını veren savcı gazeteci Ahmet Kanbal’ın paylaşımlarıyla TSK’yı küçük düşürdüğünü ve terör örügütünü övdüğünü iddia ederek, Kanbal’ın “örgüt propagandası ” suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Mahkeme ise mütalaaya karşı savunma hazırlanması için ek süre tanıyarak duruşmayı 26 Şubat 2019 saat 14:10’a erteledi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.