DOLAR 5,7549
EURO 6,4021
ALTIN 276,3
BIST 99.498
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Sefiller

27.12.2018
A+
A-

Aziz Gezik

Sadece edebi bir şaheser olmaktan çok öte bir tanımlama zorunluluğu taşıyan Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Sefiller ‘i okumadıysanız edebiyata hümanizme romantizme dair söyleyebilecekleriniz büyük oranda havada kalabilecek kuru laf kalabalağından öteye geçmeyecek sözler olabilir. İnasanlığın hafızasını, asırları bulan yaşanmışlıklarını, ezilenlerin yaşam tasviriyle betimleyen bu eser, her dönem güncelliğini koruyarak gelecek zamanlara kendini aktarmakta ve işlediği sorunlarla büyük bir manifesto niteliği taşımaktadir.Ve halen bu ‘manifesto’ günümüz dünyasına ve ezilenlerin bitmez adalet ,hak, eşitlik arayışına gerçek anlamda ışık tutmaktadır.

Jean Valjean günlerdir aç olan yeğenlerine, sonradan ödenmek üzere ekmek istediği fırıncıdan, tüm ısrarlarına rağmen insafsız fırıncının o ekmekleri vermemesi üzerine ordan ekmek çalmak zorunda kalması ve kısa bir süre içinde oracıkta yakalanmasıyla başlar uzun soluklu roman. Mahkemenin kendisine beş yıllık verdiği hapis cezasıyla sorgulamaya başladığı insani değerler , her defasında kaçma girişimi sonucunda cezası katlanarak toplamda 19 yıl cezaevinde geçirmesini, Jean Valjean’da iyiye, insana ve adalete karşı tüm duygularını tüketmesini getirecektir. Birkaç ekmek uğruna toplam 19 yıl cezaevinde kalan Jean Valjean, dışarı çıkar çıkmasına ama ablası çoktan ölmüs, yeğenleri büyük bir trajedi yaşamak zorunda kalmış; bazıları ölmüş, diğerleri dağılmış, onlara dair de hiçbir ize ulaşamamıştır. Bunca şeyi yaşayan Jean Vealjan cezaevindeyken tüm iyi niyetini yitirmiştir ve artık tek şeye inanmaktadır: intikam!

Kendisine bu korkunç trajediyi yaşatan ve sorumlusu olarak gördüğü toplumdan bunun intikamını almayı kafasına koymuştur. Doğrusu da buydu ona göre, her şeyin bir bedeli vardı. Bunun bedelini bu toplum ve onun kötü insancıkları ödemeliydi. Kendisinin azılı bir suçlu olduğunu düşündükleri Jean, kasaba halkı tarafından hiç iyi karşılanmaz. Her istediği rededilen Jean, kalabileceği bir oda bile bulamaz. Öfke duyguları içindeyken, iyi niyetli piskoposun, evini ona açmasıyla başını sokacak bir yer bulmuş olur. Verdiği ağır bedellerin sonucu olarak iyiye inanmayı çoktan bırakan Jean, kendisine güvenen piskoposun evinden gümüş takımları çalarak, yaşadıklarının sorumlusu olarak gördüğü toplumdan bir nevi intikam almaya çalışır. Çaldıklarıyla kısa bir süre içinde yakalanıp polisin nezaretinde getirilen Jean, piskoposun gümüş takımı Jean’a kendisinin verdiğini söylemesiyle polisler onu bırakırlar. Bu davranış karşısında pişman olan Jean piskoposun iki gümüş şamdanı da kendisine hediye etmesi üzerine , piskoposa iyi bir insan olma sözünü verir ve bu sayede toplumun ve ezen sistemin kendisinden çaldığı insani erdemlerle yeniden buluşması gerçekleşmiş olur. Kendisi boy boy yeğenlerinin ölmemesi için birkaç ekmek çalmıştı, sistem ise ondan tüm hayatını, umut ve inandığı değerleri gasp etmişti. Çok adaletsiz bir durumdu bu şüphesiz. Buna rağmen sistemin kendine benzettiği insancıklardan çok farklı olan, piskoposun kendisinde yeniden insan olmanın sorumluluğunu uyandırmasıyla kaybettiği özünü bulmuştur. Bu başyapıt uzun soluklu serüvenleri boyunca iyiyi temsil eden yaşlı piskoposa Jean’in verdiği sözün gerektirdiği biçimde bir hayatın çaba ve arayışı içinde geçecektir. İyi ve kötü, yanlış ve doğru, haklı ve haksız, emek ve sömürü, adalet ve adaletsizlik, güzel ve çirkin gibi tüm insanlık tarihinin gündemini dolduran bu uzlaşmaz çelişkiler yumağinda bu eser evrensel değerlerin tarafini ikirciksiz bir şekilde tuttuğu ve bu değerleri irdeleme tarziyla daha da yüceleştirdiğini söylemek bu eserin farkli bir sade anlatimi olabilir. Bakın büyük yazar eserini nasıl tevazu bir ölçüde özetliyor.

“Şu anda okuyucunun eli altında bulunan kitap, eksikleri, üstün veya zayıf tarafları ne olursa olsun, bir baştan bir başa bütünü de, teferruatlarında kötülükten iyiliğe, adaletsizlikten adalete, sahtelikten hakikate, geceden gündüze, ihtirastan vicdana, çürümüşlükten hayata, canavarlıktan vazifeye, cehennemden cennete, hiçlikten Tanrı’ya doğru bir yürüyüştür. Çıkış noktası madde, vardığı nokta ruhtur. Başlangıçta canavar, neticede melektir.”

Hugo’nun bu kısa anlatımı, yazılan bir şiirin en iyi yine yazanın yani şairin kendisi tarafından okunduğu gerçeğinin, roman, öykü, denemelerde de geçerli olabileceğini bu, kitaba dair yaptıği kisa anlatim bizi ikna etmektedir. Sefillerin yazımını 17 senede tamamlayan Hugo, şüphe yok ki büyük bir yazar, edebiyatçıdır; lakin bu onun ayni zamanda büyük humaniter, mücadeleci tarihçi, düşünce insanı ve ezilenden yana net duruşunu anlatmakta hep eksik bir anlatım olabilir.

Viktor Hugo, Avrupa’nın hızlıca kapitalistleşmeye doğru yol alan yaşam ilke ve ahlak ölçülerinin çok net bir eleştirel muhasebesini tutarken, ezilenlere de romantik bir devrimci yol çizmekteydi.

2018’in meşakatli aylarını gerimizde bırakıp 2019’a kapı aralarken, Paris’in tarihi cadde ve sokaklarına sinmiş Hugo’nun tasvirinde kendisini bulan ‘Sefiller’ yeniden ortaya çıktılar. Bu sefer adları Sarı Yelekliler’di. Hugo’nun acılar içinde kıvranan sıradan insanların yarım kalmış hesaplarını görmek istercesine bir nehir misali sokakları, meydanları sarıya boyadılar. Elbette bu büyük toplumsal kalkışmanın arkasında 1789’ un monarşiye karşı halkların özgürlük haykırışının dalga dalga yayılan sesi, 1871’ lerdeki tarihin ilk modern komün girişiminin eşitlik, kardeşlik, özgürlük tutkusu ve nihayetinde yakın zamanda 1968’ lerin aydın-öğrenci gençliğin emperyalizm ve kapitalizmin yaşamı zehir eden berbat icraatlarina karşı özgürlük arayışının tüm dünyayı etkisine alan devrimci istemleri vardi. Şimdi Sarı Yelekliler adıyla tüm bu dinamiklerin üzerinde büyüyen ve önü alınamayan bu insani öfke, , yaşadığımız dünyanın temel sorunları olan neoliberal politikaların işçiyi, emekçiyi, bir bütün tüm toplumu içine soktuğu cendereyi, egemenlerin bitmez kar ve pazar hırslarının ortaya çıkardığı şavaşları ve sömürüyü Paris’in Sokakları’nda meşru bir tepkisellik dalgasıyla ötekilerin hanesinden ciddi bir sorgulama sürecine sokmaktalar. Eylemler gayet insani ve demokratik taleplerin etrafında toplanan yüzbinleri bulan insanı bir araya getirerek, yaşanan bu gidişatın artık önünün alınması gerektiğini yüksek bir sesle ortaya koymaktadır. İlk başta çok cılız bir rutinlikte başlayan eylemler, zamanla her kesimden bu sistemle sorunları olanları yan yana getirmiş, eylemlerin içerik ve taleplerini daha sistematik net bir örgütlülüğe sokmuştur. Macron Hükümeti’nin tüm şiddet araçlarını ortaya dökmesine ve bunun bir sonuç vermediğini görmesiyle açıktan eylemcilerin taleplerini kabullenen tavrına ve yaşananların sorumluluğunun kendisi olduğunu söyleyen özür açıklamasına rağmen halen Paris Sokakları Sarı Yelekli insan selinin haftalık tekrar ettiği eylemlerle dolmaya devam etmekte ve geri adım atmadan toplumsal ve yaşamsal taleplerin tümden yerine gelmesini istemekteler. Alt yapısında yüzyıllara varan büyük bir örgütlü bilincin olduğu toplumsal bir dinamik olguya kolay kolay geri adım attırılamayacağına iyi bir gösterge olan bu eylemsellik dalgası her türden ezilen kesimin modern kapitalist sistemin hapsettiği zihin dünyasından sıyrılmasina olanak veren, yol açan bir anlamı olduğu da belirtmek gerekir.

Egemen dünya sistemi, yönetmede yaşadığı tıkanma derinlesirken, buna paralel olarak ezilen dünyanın arayış ve alternatif oluşturma çabaları da her geçen gün ivme kazanmaktadır . Statükocu güçlere karşı eskisi gibi yönetilmek istemeyenler dünyanın dört bir yanında huzursuzlularını , tepkilerini çeşitli araç ve farklı tepki yollarıyla ifade etmekteler. Herne kadar küresel anlamda birbirini tamamlayan ve koordineli bir demokratik devrimci hareketin varlığına tam olarak denk gelmiyor olsa da bu hareketlenmeler, aslinda hepsi böylesi bir hareketliliğin uzak bir yerde olmadığını müjdeliyor bize. Rojava’da Kürt ve Bölge Halkları’nın eşit özgür bir yaşam oluşturma ısrarları bunun en parlak örneğini oluşturduğu açıktır. Dünya’da da gün geçtikçe ilgi ve merakla takip edilen bu büyük deneyim Amerika’nın oradan çıkma açıklaması sonrası, Rojava Devrimcileri’nin net açıklamaları oldu; hiçbir zaman başka güçlere dayanmak gibi bir düşüncelerinin olmadığını, devrim nasil ki özgüce dayanarak gerçekleştirilip bunca sene korunduysa, bundan sonrasında da bu devrimin sahibi olan Suriye Halkları’nın kazanımlarını koruyacaklarını, bundan kimsenin şüpheye düşmemesi gerektiğini belirttiler. Bu ve toplamda diğer tüm açıklamalar Rojava Devrimine biçilen tarihi öncülük misyonunun niteliğini ve bu devrimin bu tanımlamayı tamamen hak ettiğini bizlere tekrardan zihin jimnastiği yaptırırcasına hatırlatmış oldu. Rojava Devriminin örgütlü yapısına, irdelediği konu ve sorunlara ve tabiiki hedeflerine bakmak bile ezilenden yana 21. yüzyıl için önemini kavramamıza yetecek veriler sunmaktadır.

Bu anlamıyla Sarı Yelekliler’in Paris’in Sokakları’ndan başlattıkları dalgalanma Avrupa ülkeleriyle sınırlı kalmış gibi dursa da, kapitalist fütursuzluğa teslim olmamakta ayak direten büyük yığınların, halkların, emekçilerin, kadın ve gençliğin mevcut duruma karşı yaşadığı çelişkilerin ne de büyük olduğunu ve bu çelişkilere karşı biriken öfkenin bulduğu çatlaklardan yer yüzüne çıkan kaynak sular gibi önünün alınamayacağıni bize işaret etmektedir. Yerin altında birikmiş sular, uğuldayarak, yerin üstüne çıkmak istemekte, Paris’ten Rojava’ya uzanan bu devingenlik örnekleri bunun artık vaktinin geldiğini göstermektedir.

Adları tarihte barbarlar, külotsuzlar, sefiller, topraksızlar, çapulcular, baldırı çıplaklar ve günümüzde de ‘teröristler’ olanlar tarihten ve yaşamdan aldıkları haklı güçle günümüzün egemen kapitalizmine ve onun iktidarlarına dur diyorlar. Ve yeni bir yaşamın yolunu yürüttükleri mücadeleyle adım adım örüyorlar. Sarı Yelekliler bu mücadelenin tırmanarak daha üstün bir noktaya ulaşacağının ipuçlarını bize verirken, Rojava Devrimi de bunun mutlaka gerçeğe ve sonuçta zafere dönüşeceğini kanıtlamaktadır.

Hugo, 1800’lerin başında yazmaya başladığı beş ciltlik Sefilleri, iyinin haklının ve adaletin nihayetinde bu insanlık yoksunu sistemi gerisine atarak; çürümüşlükten hakikate bizi ulaştıracağını söylemişti zaten. Sari Yeleklilerin günümüzün ‘Sefilleri’ olan büyük yığınların taleplerine ne oranda cevap olabileceklerini, başarıp başaramayacaklarını pratik ve iddialarını izleyerek hep beraber görecegiz.

Lakin şimdiden, milyonlarin sesi soluğu olduklari tartışmasız bir gerçek.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.