DOLAR 5,6788
EURO 6,3579
ALTIN 258,9
BIST 102.511
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Parçalı Bulutlu

Geç olmadan!

17.04.2019
A+
A-

Siz hiç gökyüzünü yıllarca sadece birkaç metreden oluşan bir kareden izlediniz mi? Ya da siz yıldızları ve ayı görebilmek için gece ranzalara tırmanıp demir parmaklıklar ardında görmeye çalıştınız mı? Bir yıldız parıltısını gördüğünüzde koğuşu ayağa kaldırıp bu anı diğer arkadaşlarınızın da görmesini istediniz mi? Cezaevinde yaşananları nasıl anlatmalı? İşkencenin, şiddetin bir yönetimi var mıdır? Etrafınızda örülü duvarlar içinde yaşanan her an bir başka işkencenin şiddeti ve boyutu ile tanışıyorsunuz. Tüm işkence ve imkansızlıklara rağmen yarattıklarınızla kendinizi anlam deryasında buluyorsunuz. Çünkü her anınızı direnişle var ediyorsunuz.

Zindanlarda acısına, mutluluğuna, öfkesine, direnişine ve direnişle yaşamı ören özgür ruhlu kadınlara dair tanıklıkları anlatacak kelimeler olmasa da onları anlatmak için çabalamalı ve anlamak için düşünmeliyiz. Daracık koğuşta en az 30 kadınla kalıyorsunuz, dönem dönem baskı ve şiddetin dozu arttığında bu sayı 80’e kadar çıkabiliyordu. Her kadın bir yaşam iken renkliliklerle beraber şiddet ve işkenceye karşı bir yürek yaratıyorsunuz. O daracık mekanda birbirine tutunan kadınlar koca bir dünyayı yüreklerinde taşıyor. Anlamı aramıyor anlamı direnişle yaratıyorlar.

Gücü ve direnişi girdiği her mekanda kendinde gerçekleştiren bu “düşünce suçlusu” kadınlara dönük şiddet boyutları ise hayal edeceğinizin çok üstünde gerçekleşmeye başlıyor. Psikolojik ve fiziki her türlü şiddete maruz kalıyorsunuz. Gördüğünüz şiddeti anlatacak ve suç duyurusunda bulunacak bir merci bulamıyorsunuz. Bu şiddeti dile getirmeye çalıştığınız merciler tarafından suçlu konumuna düşürülerek yeni davaların odağında kendinizi buluyorsunuz.

Zindan içinde zindanı yaşatmak için cezaevi yönetmenliğinde yer alan haftalık spor sahasına çıkarılma gibi çeşitli etkinliklerden faydalanılması keyfi olarak engelleniyor. Yine keyfi olarak iletişim cezaları verildiğinden aylarca siyasi tutsaklar aileleri ile görüşemiyor. Bunlara bir de görüşe çıkmama ve hücre cezaları eklenince dışarı ile iletişim aylarca sağlanamıyor.

Cezaları yetersiz bulan cezaevi yönetimleri bir sabah koğuşu basmaya başlıyor. Onlarca gardiyan koğuşta kadınları coplarken, üzerlerine bir yandan tazyikli su sıkılıyor. Kadınlar bu arada da taciz ediliyor üstleri çıkarılmaya çalışılıyor. Bir süre taciz ve şiddete maruz bırakılan kadınlar artık teker teker hücrelere atılıyor. İşkencenin izleri silininceye kadar hücrelerde tutulur kadınlar ve taleplere rağmen doktora götürülmeyerek işkencenin üstü örtülmeye çalışılır.

Şiddet yöntemleri sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. Devlet yetkilileri tarafından cezaevlerine sınırsız yetkiler verildikçe saldırının boyutları artar. Hücre, darp, fiziki işkencelerle beraber artık psikolojik şiddet daha büyük bir boyut kazanmıştır. Kitaplar verilmez, mektuplara el konulur ve artık koğuşlarla kameralar yerleştirilir. Her an daracık koğuşunda bir göz seni izliyordur. O gözler seni artık her an seni taciz ediyordur. Bununla beraber askeri nizamla her sabah ve akşam sayım alınmak isteniyor. Bunun karşısında yaşamı ören özgür ruhlu kadınlar direndikçe sürgünler devreye sokulmaya başlanıyor. Tutsaklar, ailelerinin bulunduğu şehirlerden kilometrece uzağa ring arabaları ile gönderiliyor. Yol boyunca da şiddet görüyorlar. Gittikleri cezaevlerinde de hakaret, çıplak arama yeni işkence yöntemleri ile karşılaşmaktadırlar. Kimi tutsakların aileleri maddi imkansızlıklardan kaynaklı uzak şehirlere gidemediklerinden yıllarca çocuklarını göremez oluyor. Sürgünlerden kaynaklı tutsaklar fiziki olarak mahkemelere katılamıyor ve savunma yapamadıkları için tutukluluk durumları başlı başına bir cezaya dönüşüyor.

Bunlar sadece bir kısım işkence yöntemleri. Kimi yaşanmışlıklar vardır ki hangi cümleleri kullanırsanız kullanın yaşadıklarınızı anlatmaya denk gelmeyeceğini bilirsiniz. Bazen bir gardiyanın öfke dolu bakışında, bir görüşe götürürken kolunuzdan çekiştirmesindeki kini hangi cümle anlatır? İnsanın insana olan öfkesini, kinini anlatacak bir cümle var mıdır? İnsan o zaman utanmaz mı insanlığından?

Duvarlar ardında bir yaşam olduğunu unutmayalım. Biz şuan uçsuz bucaksız bir gökyüzü altında iken hala insanlar gökyüzünü birkaç metrelik kareden izliyor. O daracık gökyüzü altında her türlü baskı ve şiddete karşı direnişi kuşanıyor. Açlık grevleri ile yaşamak için bedenlerini ölüme yatırıyorlar. Yaşamak için ölüme gitmeyi göze alan bu direnişçi insanları unutmayalım. Hala yapabileceğimiz bir şeyler varken yapalım. Yarın geç olabilir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.