DOLAR 8,6938
EURO 10,3944
ALTIN 497,62
BIST 1.411
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
28°C
Sağanak Yağışlı
Cts 29°C
Paz 30°C
Pts 29°C
Sal 29°C

Sosyolog Barış: Operaysonun hedefi Şengal ve Rojava

19.05.2021
A+
A-
İSTANBUL – TSK’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki operasyonun Şengal odaklı olduğunu belirten sosyolog Azad Barış, “PKK’yi yok edeceklerine kendileri de inanmıyor. Şengal’i bertaraf ettikten sonra sıra Rojava’ya gelecek” dedi. 
 
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 23 Nisan’da Irak Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerine yönelik başlattığı askeri operasyon sürüyor. ABD Başkanı Joe Biden ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinin ardından başlayan operasyon “ABD operasyona yeşil ışık yaktı” yorumlarına neden oldu. Bölge sakinleri başta olmak üzere birçok kesimden operasyona tepkiler yükselirken, Kürdistan Bölgesi’nde yönetimi elinde tutan Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) operasyona karşı tutumu da eleştirilerin hedefi oldu. Operasyona tepki gösteren Kürt örgütleri ve partileri de operasyonu “işgal” olarak nitelendirdi.  
 
Êzidî sosyolog Azad Barış, günlerdir devam eden operasyonun altında yatan nedenleri, bölge devletleri ve uluslararası güçlerin operasyona karşı tutumunu ve operasyonun olası sonuçlarını değerlendirdi.  
 
Türkiye neden “çözümü” sınır ötesi operasyonlarda arıyor? 
 
Öncelikle siyasetin kamuoyu nezdinde kaybettiği güce bakmak gerek. Diğer taraftan uluslararası arenada Türkiye artık yalnızlaşıyor. Türkiye’nin bölgesel bir aktör olma iddiası da bir karşılık bulmadı. Bu nedenle sürekli askeri olarak bir varlık gösterme arzusu var.
 
Garê’ye yapılan operasyon da bunlardan biri miydi? 
 
Evet. Hem hazırlanma sürecine hem de oluş metoduna baktığımızda çok derin bir projenin ürünü olarak sunulmaya çalışıldı. Ama çok hazin bir şekilde bitti. Devlet ise bir algı oluşturmaya çalışarak aldığı askeri yenilgiyi bir şekilde başarıymış gibi yansıtmaya çalıştı. Uluslararası güçlere de “biz burada çok aktifiz” mesajı verdi. Ama yaptığı şey de dağları taşları ve her yeri bombalamaktır. Bunun yanı sıra hedefinde tabi ki Kürt modern hareketinin silahlı güçleri, PKK var. PKK meselesini çözmek istemiyorlar. Bu kapsamda politikalarını da uluslararası güçlerden destek alarak yapıyorlar. Çünkü çözülmesi durumunda 100 yıllık denklemler değişecek. Bu da onların işe gelmez tabi.
 
Türkiye, Zap, Avaşîn ve Metîna bölgelerine yapılan operasyonda ne hedefliyor?  
 
PKK’nin silahlı güçlerini yok edeceklerine kendileri de inanmıyor. Operasyon Şengal odaklıdır. Şengal bertaraf edildiken sonra sıra Rojava’ya gelecek
 
Operasyon tamamıyla Şengal odaklı yapılan bir operasyondur. Zagros, Zap, Kandil dağlarının bombalanması semboliktir. PKK’nin silahlı güçlerini yok edeceklerine kendileri de inanmıyorlar. Çünkü bunun mümkün olmadığını uluslararası uzmanlar da söylüyor. Askeri olarak da baktığımızda bunun mümkün olmadığını görüyoruz. Ama sembolik olarak zaten bombalanıyor. Hedefte Şengal var. Dolaysıyla onun üzerinden nasıl tesir edebiliriz üzerindendir. Güney Kürdistan’da operasyon öncesi son 10 yılda 30’un üzerinde askeri üs inşa edilmiş. Federe Kürdistan hükümetinin tamamını kapsamasa da KDP’nin domine ettiği hükümetin kanadı buna onay vermektedir ve askeri üsler kalıcılaşmış hale gelmiştir.
 
Türkiye, Şengal’e yönelik planlarında başarı sağlarsa nasıl bir tablo ortaya çıkacak?  
 
Şengal’i bertaraf ettikten sonra sıranın Rojava’ya (Kuzey-Doğu Suriye) geleceğini hepimiz biliyoruz. Rojava ile Şengal’i birbirinden ayrı ele almanın hiçbir anlamı yok. Birinin yükselişi diğerinin de yükselişi anlamına gelirken, birinin düşüşü de her ikisinin düşüşü anlamına gelir. Zaten amaçlanan odur. Irak merkezi hükümeti de bu iş için elinden geleni yapmaya çalıştı. İkinci Kandil olacak yaygarasını kapardılar. Ama Şengal’in stratejik ve politik olarak Kandil’e benzeyecek hiçbir yanı yok. Fikriyat olarak benziyor, bu doğrudur. Şengal’e saldırmak Rojava’ya saldırmakla eşdeğer olduğu için de operasyonun ana hedefinde Şengal var. Suriye’de Efrîn, Bab, İdlib gibi bölgeler kontrollerinde ve buraları giderek kaybediyorlar. Uluslararası güçler de Fırat’ın batısına geçmelerini istemiyor. Operasyonların çıkış nedeni her ne kadar mitolojik söylemlerle olsa da içeride kamuoyunu tatmin etmeye odaklansa da aslında çaresizliğin dışa vurumu olduğunu görmek lazım.
 
 Irak merkezi hükümeti bu denklemin neresinde yer alıyor?  
 
Irak hükümeti, federetif bir yapıya sahip olmasına rağmen, egemenlik sınırlarını zorlamayacak şekilde kendisini inşa etmeye çalışan küçücük bir inançsal grubun taleplerine karşılık vermiyor. Yani, Şengal’e ve Êzidîlere vermiyor. Kötülüklerin ortağıdır ve nihayetinde de onlarla birlikte hareket eder. Çünkü kendi kimliksel varlıklarını inşa etmeye çalışan ötekilerin güçlenmesi ve uyanışı onlar için bir tehlike oluşturuyor, dolayısıyla ortağıdır.
 
Operasyon Erdoğan-Biden görüşmesi sonrası başladı. Görüşme sonrası ABD’den “Ermeni Soykırımı” açıklaması geldi. Soykırımın yıl dönümünde böyle bir operasyon başlatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
ABD, Ortadoğu’da proaktif bir siyaset üreterek, Türkiye’ye “Biz bunu bir soykırım olarak kabul edeceğiz ve burada da siz tarihsel olarak hedefte değilsiniz” notasını iletti. Ama kuvvetle muhtemeldir ki bunun karşısında kendi kamuoyunu ikna etmek, gücünü biraz daha göstermek ve kendi yandaşlarını domine etmek için bu operasyonu hazırladılar. Çünkü Ermeni soykırımının tanınması uluslararası arenada inanılmaz bir kayıptı. Türkiye’nin soykırıma ilişkin tezleri çöktü. Çöken tezin büyük bir zarar vereceğini bildiği için de yine kendisi açısından zayıf halka gördüğü Kürtlere saldırdı. ABD de yeşil ışık yaktı. Dolaysıyla ABD’nin aldığı bu kararın en azından bir kimlik uyanışı yaşayan Kürtleri bastırarak, kendi kimlik birliğini daha da kuvvetli ve daha da güçlü hale getirme çabası olduğunu düşünüyorum. 
 
KDP’nin operasyona karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?  
 
 KDP’nin Kürtlere bakış açısını “mahrumiyet ideolojisi” çerçevesinde ele almak lazım. Kürtlere yapılan kötülüklerde yeni nizamın bir parçası olmuştur   
 
Sosyal bilimlerin metoduyla meseleyi ele aldığımızda çok önemli bir terminoloji ile bu meseleyi ifade edebiliriz. KDP’yi zamanla bu terminoloji içine dahil olmuş bir unsur olarak ele alabiliriz. Bu kavram aslında birbirine zıt olmalarına rağmen ötekilerin karşısında birlik oluşturma çabasının sonucu olan “mahremiyet” ideolojisidir. Bunun üzerinden bir anlaşma, birbirlerine dokunamama ve bir araya gelme anlaşması olarak bir ideoloji inşa ederler. Bu anlamda KDP de kendisini Kürtlerin en seçilmişi ve üstü olarak tanımlayarak, ulus devletlerin inşası sürecinde ortaya çıkan üst kimliklerin bir parçası olarak görüyor.
 
Dolaysıyla onların tahayyülünü kurduğu Kürdistan’ın veya Kürt kimliğinin bizim düşündüğümüzden çok daha farklı bir şey olduğunu görüyoruz. Çünkü bizim zarar görmemiz onun zarar gördüğü anlamına gelmiyor. KDP’nin Kürtlere bakış açısını “mahrumiyet ideolojisi” çerçevesinde ele almak lazım. O aslında Kürtlere ve ötekilere yapılan kötülüklerin bütününden müteşekkil olan bu yeni nizamın bir parçası olmuştur ve ideolojinin içinde yer almıştır. KDP’nin buna onay vermesinin sebebi budur. 
 
Uluslararası güçler de buna ışık yakıp, yol veriyor. Egemen ulus devletler, egemenlik sınırlarını savunma konusunda onlara sonsuz destek sunuyor ve Kürtlerin de temsilcisi olarak KDP’yi görüyor. Tabi ki Rojava bu denklemi biraz bozdu ve Kürt modern hareketi oluşturduğu 3’üncü yol alternatifi hepsini temelden sarstı. 
 
Türkiye’nin, “PKK’yi öne sürerek Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak istediği” değerlendirmeleri sıklıkla yapılıyor. Bu husus dikkate alındığında son operasyon Federe Kürdistan ve KDP’yi nasıl etkileyecek?
 
Bu bir işgal ve ihlak hareketidir. Bunun alt yapısını oluşturan Turanizmdir. Harekete onay veren ve yanında duran KDP de bu hareketin hedefi haline gelecektir.  
 
Bu bir işgal ve ihlak hareketidir. Bunun alt yapısını oluşturan Türk-İslam sentezi değil Turanizmdir. Buradaki söylemler ve mitolojik mistifikasyonlar tamamıyla büyük Turan ülküsünü inşa etmeye odaklıdır. Harekete onay veren, yanında duran, istihbarı bilgi sağlayan KDP de bu hareketin hedefi haline gelecektir. Bu diyalektik bir döngüdür. Bu denklemi görmeyen bir akıl bence işlemeyen bir akıldır ve herkes için tehlike arz ediyor. Çünkü hareketin arkasındaki büyük söylemler mistifikasyonu odur. Hedef, ötekilerin sembolü haline gelmiş olan Kürt modern hareketini tamamıyla ortadan kaldırmadır. Bunu yapacaklarına ihtimal vermek bence akıl dışılık olur ama mümkün olduğu kadar zarar vererek güçsüz hale getirmek ve direncini kırarak olası bir müzakere masasına daha güçsüz bir şekilde çekmektir.  
 
Üç uzlaşmaz olan Arap, Fars ve Türk egemenliklerinin bir araya gelip yanlarına ekledikleri KDP ise, “Bu işin esas sahibi bizimle birlikte sensin” diyerek yönetiliyor. Kendisini işin sahibi olarak gördüğü için de Kürt tarihinin hiçbir zaman tanıklık etmediği bir şekilde halkına sırtını çeviriyor ve ihanet ediyor.
 
Türkiye, Kürt kazanımlarını neden bu kadar baskılamak istiyor? 
 
Burada bir devletin yeni kimliklerinin nasıl ortaya çıktığı momentlere bakmak lazım. Çünkü Türkiye’de yeni bir sosyal kurgu üzerine konuşuluyor. 2023 Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı olacak. Dolaysıyla Erdoğan ve ekibi yeni bir devletten ve yeni bir sosyal kurgudan bahsediyor. Türk tipi bir başkanlık sistemi geldi. Toplumu değiştirme üzerine inanılmaz projeler üretiliyor ve algı yönetimleri var. Dolaysıyla bunu yaparken de dünya koşullarına paralel, onu aşan daha ilerici olarak nitelendirebileceğimiz bir Kürt ulusal uyanış söz konusu. Kürtlerin bir kimlik oluşturma süreçleri var. Kürtler, ilk defa neredeyse Atina demokrasi şölenini andıran bir şekilde demokrasi örneğini yaşadılar ve dünyaya yayıyorlar. Dünyanın diğer düşünürleri de sosyologları da bunu böyle görüyor. Dolayısıyla sürekli bir engel olarak görülen Kürtlerin kimliksel uyanışları ve yeni demokrasi tarifleri daha cazip bir hale gelirken, eski ekşi maya metoduyla bu işi yapamazsınız.
 
“Ekşi maya metodu”ndan kastınız nedir?  
 
Diplomaside ekşi maya metodu bilindik metoda başvurma anlamına geliyor. Ama yeni bir metoda başvurduğunuzda da bütün aparatların yeni olması gerekiyor. Yeni mekanizma olmadığı için de eski statükocu dengelerde ısrarcı oluyor. Onun için Kürtler sürekli hedefte oluyorlar. Çünkü Kürtler yenilikçi metotla, yeni bir demokrasi modeliyle bütün halkları dahil ederek bir halk hareketini oluştururlarken, siz 100 yıl önceki konsepte ısrarcı olamazsınız. Olursanız da dünyadaki demokrasi pazarında bunu satamazsınız. Çatışmanın esas noktası budur.
 
 Kürtlerin neden bu kadar hedefte olduğunu biraz daha açabilir misiniz?  
 
Kürtlerin yaşadığı uyanış, mevcut ulus devletler için inanılmaz bir korkudur. Çünkü bu uyanış dünyanın hiçbir yerinde yok. Herkes bin yıllık uykuya dalmışken Kürt modern hareketi kendisiyle beraber bastırılmış, ötekileştirilmiş, neredeyse katliamlar ile terbiye edilmiş bütün halkların uyanışına öncülük yaptı. Ne yazık ki bu tür bastırmalarla bu öncülüğün bedeli ödetilmek isteniyor. Kürt modern hareketinin handikabı çok ama çok ilerici olmasıyla ilgilidir. Bu insanlık için önemli bir şey ama bölge devletleri için de bastırılması gereken bir güç olarak ortaklaştıkları bir payda. Onun için bu Arap, Türk ve Farslar olarak 3 uzlaşmazın Kürtler konusunda hemfikir olması birçoğumuzu şaşırtmıyor. Birbirlerine arkadan bıçak sallıyorlar ama mevzu bahis Kürtler ve ötekiler olunca hem fikirler.
 
Tüm bu saldırıların “çözüm” olarak adlandırılan sürecin devam ettiği 2014 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alınan “Çöktürme Planı” ile bir bağı var mı?  
 
Kürt modern hareketi silahlı bir güç olarak kalsaydı ‘Çöktürme Planı’ olmayacaktı. Kürt aydınlanması ve demokratikleşmesi devletin korkusunu büyüttü.  
 
“Çöktürme Planı” ulus devletin kuruluşundan bugüne kadar temel ülkü olarak önüne koyduğu ve nihayete erdirmek istediği projenin bir parçasıdır. Ancak Kürtlerin aydınlanması ve demokratikleşmesi devletin korkusunu büyüttü. Çünkü devlet aklı böyle çalışıyor. Devlet aklı gizemli sırlarla doludur. Türk-İslam sentezi ve Türklük kimliği, Barış Ünlü’nün de Türklük Sözleşmesi’nde bahsettiği şekliyle birbirine benzemeyenlerin, sadece bir mesele için bir araya geldikleri bir birliktir.
 
Bu birliği bozacak olan bir güç ortaya çıkıyor. Bu güç ise Kürt modern hareketidir. Bu hareket silahlı bir güç olarak kalsaydı bu “çöktürme planı” asla olmayacaktı. Kürt modern hareketi bütün topluma sirayet etti. Belediyeler, meclisler, spor kulüpleri üzerinden sosyolojik olarak bir transformasyona tabi tuttu, dönüştürdü ve demokratikleştirdi. Dünya ile bir ilişki kurmaya başlamasından itibaren bunun tamamıyla bastırılması kararı çıktı. Çökertmenin de anlamı budur zaten.
 
Yine Almanya Nazi’si döneminde olduğu gibi, şalterlere aynı anda basma metoduyla bunu yaptılar. Tüm şalterlere aynı anda bastığınızda tüm dünyayı karanlıkta bırakırsınız. Tüm kesimleri aynı anda susturmak için şehirleri yok etmek üzere harekete geçtiler. Cizre’deki felaket, Amed’deki dehşet gözler önünde. Sur’un şu anki halini görüyoruz. Yani toplumsal hafızayı silmek üzere ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bu şehirler uluslararası hukuka göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve kendi şehirleri olarak geçiyor hala. Ama Kürt modern hareketinin açtığı dönüşüm onları dehşete sürükledi. Çünkü onların oluşturduğu eski mit yerle bir oluyordu.
 
Her geçen gün derinleşen ve bahsettiğiniz birçok sorunun temelinde yatan Kürt sorununu bu tür operasyon ve planlar ile çözülebilir mi?  
 
Büyük bir devlet ve inanılmaz ülküler propagandası ile bir yere yere varamayacaklarını anlayacaklar. Ama bunu anlama süreci bu yönetimin değişmesi ile olabilir. Bütün operasyonların arka planında bu var. Çünkü inanılmaz bir Kürt korkusu var. Bu korku ile inanılmaz bir şekilde kendilerini donatarak saldırıyorlar. Aslında bütün operasyonlarının tamamı çember genişletme halidir. Nefessiz bırakmak istiyorlar ama şunu da bilmeleri gerekiyor. Dünya tarihi bu tür örneklerle dolu ama bu örnekler günün sonunda geri tepiyor.
 
Biz Kürtleri düzlüğe çıkaracak olanın ortak bir demokrasi geleceğinin olduğunu söylüyoruz. Bu halkların birlikte yaşayabilecekleri yeni bir sosyal kurgu, yeni bir ülke kurmak ile mümkün. Yüz yıllık geçmişi masaya yatırıp, yeni bir yüzyılda yeni bir cumhuriyeti inşa etmek gerekiyor. Kürt hareketi de öyle düşünüyor. En radikal kesimi de HDP de sol cenah da böyle düşünüyor. Umarım Türkiye siyaseti de bunu idrak eder. En azından muhalefet belki bunları idrak eder ki işin sonu savaşların, kötü çatışmaların yaşandığı evreye varmasın.
 
MA / İdris Sayılğan

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.