DOLAR 8,0987
EURO 9,7141
ALTIN 455,42
BIST 1.378
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
20°C
Sağanak Yağışlı
Per 13°C
Cum 14°C
Cts 15°C
Paz 16°C

Temel: HDP bir harekettir, kapatılamaz

27.03.2021
A+
A-

ANKARA – HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Öcalan’la yarıda kesilen telefon görüşmesinin kaygıları gidermediğini, tecridi derinleştirmenin bir yöntemi olduğunu vurguladı. Temel, HDP’nin kapatma davasına karşı yeteri kadar seçeneği ve hazırlığının olduğunu söyledi. 

 
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması, 687 parti yöneticisi ve üyesine 5 yıl siyaset yasağı getirilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) açılan davanın ilk incelemesi 31 Mart’ta yapılacak. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinin kesilmesi sağlığına dair kaygıları arttırdı. Bu kaygılar üzerine dün HDP tarafından “İmralı’da neler oluyor” sorusu bir kez daha gündeme taşındı.
 
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Öcalan üzerindeki süren tecride ve partilerine yönelik kapatma davasına dair sorularımızı yanıtladı.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlığıyla ilgili geçtiğimiz haftalarda sosyal medyaya birtakım iddialar yansıdı. Bu iddialarla artan kaygıların büyüttüğü tepkiler üzerine Öcalan’ın kardeşi ile yaptığı telefon görüşmesi yarıda kesildi. Art arda yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Tecridin bu ülkenin yararına olmadığı, Türkiye’nin tecritle beraber aslında çok derin bir karanlık kuyuya sürüklendiğini uzun süredir söylüyoruz. Tecrit, Türkiye’de sorunların barışçıl yollarla, diyalog yoluyla çözülmesinin önündeki en büyük engeldir. Neresinden tutarsanız tutun, neresinden değerlendirirseniz değerlendirin İmralı tecridi, bu ülkenin en karanlık kuyusudur, en karanlık politikasıdır. 
 
Türkiye’yi bir bütün olarak çatışmaya, kavgaya, savaşa sürüklemenin de başlangıç noktasıdır. Bu açıdan Kürt halkı, Türkiye’deki toplumsal kesimlerin tümünün ihtiyaç duyduğu diyalog ve sorunların müzakere edilerek çözülmenin en önemli ayaklarından biri de 40 yılı aşkındır çatışmalı bir şekilde süren Kürt sorunun çözümüdür. Kürtlerin hak, hukuk, kimlik, varlık sorunun tanımlayan bu sorunun diyalog ve çözüm perspektifi ile yine belli yönleriyle Kürtlerin statüsünün tanınarak çözülmesi gerekiyor ve buna Sayın Öcalan öncülük ediyor. Sayın Öcalan’ın bu anlamıyla Türkiye’ye birçok önerisi ve projesi oldu. Tecrit uygulandığında ve İmralı’da hukukun askıya alınmasıyla hem savaş politikaları derinleşiyor hem gerginlik artıyor hem de Sayın Öcalan’ı çözüm adresi olarak gören milyonların bir şekliyle tecridin kalkması talebi ön plana çıkıyor. Şimdi bu talepler Newroz’da zirveye çıktı. Sayın Öcalan’ın sağlığı milyonların kaygısına dönüştü.
 
Görüşme sırasında telefonun aniden kesilmesi ne anlama geliyor?
 
 
Bu telefon görüşmesini kesinlikle bir görüşme olarak tanımlamıyoruz. O bir görüşme değildir. Bu kaygıları, öfkeyi, milyonların talebini manipüle etmek için kullanılmış bir araçtır.  Tecridin derinleştirilmesinin bir yolu, yöntemi. Telefon görüşmesi kaygıları daha da büyütmüştür.
 
İmralı’da ne olup bittiği, hukukun neden uygulanmadığı, avukatların neden gidemediği Sayın Öcalan’ın toplum, siyaset, demokrasi güçleri ile bağının niye kesilmek istendiğine dair kaygı derinleştikçe, iktidarın çok kurnaz bir şekilde başvurduğu bir yöntemdir telefon. Bu telefon görüşmesini kesinlikle bir görüşme olarak tanımlamıyoruz. O bir görüşme değildir. Bu kaygıları, öfkeyi, milyonların talebini manipüle etmek için kullanılmış bir araçtır. Tecridin derinleştirilmesinin bir yolu, yöntemi. Telefon görüşmesi kaygıları daha da büyütmüştür. Konuşma sürüyorken telefonun neden kapandığı, niye kesildiğinin açıklamasını henüz yetkililer yapmamıştır. Bizler, toplum, hukuki süreci izleyen insan hakları savunucuları açısından ve bir halk olarak Kürtler açısından tecrit belli ki derinleştirilerek sürüyor ve bu bizler açısından kaygı verici ve kabul edilemez. 
 
Bu problemin giderilmesi açısından bütün olanakların devreye girmesi gerekiyor. Telefon görüşmesi aslında içerik itibariyle de yöntem itibariyle de gösteriyor ki, İmralı’da her türlü hukuk askıya alınmış. Telefonun oluş biçimi de gayri hukuki. Sayın Öcalan’a dair her şey hukuk dışı, politik hesaplar ve dengelerle yapılıyor. Bu terk edilmeli.
 
*Politik hesaplar yapılıyor” dediniz. Nasıl bir politik hesap yapılıyor?
 
Toplum artık İmralı’dan haber alma talebini çok yüksek katılımla ifade etti. Bunun artık kabul edilemez olduğunu da ortaya koydu. Newroz meydanlarında bunu hepimiz çok net gördük. Bir manipülasyonla bir görüşme yapılmış gibi göstermek ve adeta tepkileri, talepleri dindirmek, görünmez kılmak için kullanılan bir yöntem.
 
Mehmet Öcalan görüşmede, PKK Lideri’nin “Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum” dediğini ifade etti. Tüm bunlar ne demek? 
 
Telefon görüşmesinde Sayın Öcalan’ın da dediği gibi; bu yol ve yöntemleri kabul etmediği, İmralı’da askıya alınan hukukun devreye sokulması gerektiği, avukatların gitmesinin hem hukuki hem de siyasi bir hak olduğu tespitini zaten telefonda yaparken telefon kesintiye uğruyor. Bu kaygıları derinleştiriyor. Telefonun oluş biçimi de gayri hukuki. Yani telefon görüşmeleri evde olur. Tutsak ailesini arar, konuşur.
 
Uzun süredir partinize dönük baskılar var. Şimdi de partiniz hakkında kapatma davası açıldı. Ne oldu da “kapatma” gündeme geldi?
 
 
 HDP’yi kapatma gündemi iktidarın kesinlikle çaresizliğini ve HDP ile siyasi arenada baş edemediğini gösteriyor. Bütün mesele bu. HDP, maya tutan bir fikriyat Türkiye’de. HDP Türkiye ve Kürt halkının, tüm halkların bir bileşkesi, temsili. Tekçi zihniyetin alternatifi ve çekim merkezi.
 
HDP’yi kapatma gündemi iktidarın kesinlikle çaresizliğini ve HDP ile siyasi arenada baş edemediğini gösteriyor. Bütün mesele bu. HDP, maya tutan bir fikriyat Türkiye’de. HDP Türkiye ve Kürt halkının, tüm halkların bir bileşkesi, temsili. Tekçi zihniyetin bir şekliyle alternatifi ve çekim merkezi. Bu yüzden bir şekilde tekçiliği, çözümsüzlüğü bu ülkeye dayatıyor. Bir de Kürt halkının özgürlük talebini bastırmaya, tasfiye etmeye dönük zihniyet Türkiye’deki diğer halklarla Kürtlerin buluşmasını hazmedemiyor. Dolayısıyla saldırı aslında HDP’nin fikriyatınadır. Sadece HDP’nin siyasi arenada seçimlerdeki dengeleri bozmasıyla da ilgili değildir. Ya da HDP ile baş edemedikleri ile de ilgili değil. Aslında HDP, Türkiye’yi kesinlikle ileriki yıllarda yönetebilecek bir fikriyata sahip. Bir paradigmaya sahip ve bu demokratik bir paradigma. Saldırı bunadır.
 
Sizin de söylemlerinize paralel olarak HDP’nin kapatılma meselesiyle birlikte bir de Cumhurbaşkanlığı kararıyla Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Her iki durumun ilişkili olduğu söylenebilir mi?
 
Bütün direniş hatlarını tasfiye etme ve kendi iktidarını böyle kurabileceğine inanan bir iktidar gerçeği var. Bu yüzden bu saldırılar bu kadar yoğunlaştırıldı. Zemin kaybediyor iktidar. Hızlıca alternatifleri bertaraf etmek içinde bir telaşa girdi. Kapatmadır, Kobanê dosyasıdır, fezlekelerdir bir düğmeye basmış gibi bu tasfiye hareketi ya da tasfiye girişimi ileride çözüm, birlikte yaşam, ortak zeminde buluşma adına ne varsa yok etme hamlesidir. Bu çok tehlikelidir Türkiye açısından. 
 
Şuan Türkiye’nin en büyük sorunu ve önündeki en büyük tehlike; Kürtleri, diğer kimlikleri adeta sistemin dışına atma, siyaset yaptırmama ve bastırmadır. Türkiye bunu AKP-MHP iktidarından önce de denedi. Bunun neye mal olduğunu aslında çok iyi biliyor devlet hafızası. Fakat yine tekrardan iktidarları, ikballeri ve koltukları uğruna Türkiye’yi büyük bir felakete sürüklüyorlar.
 
Bu Kürdü dışlamadır, çözüm adresini ortadan kaldırmadır, bu yarın öbür gün Kürt sorununda müzakereyi kolaylaştıracak adresi tasfiye etmedir. Bu savaş lobilerinin savaş rantçılığı yapan çevrelerin ve bu sorunun yüzyıl daha sürmesini isteyen aklın AKP ve MHP iktidarı ile ortaklaşmasıdır. Adeta Kürde şu mesaj veriliyor: ‘Hiçbir mecra sana açık değildir.’ Bu Türkiye’nin fay hatlarıyla oynama siyasetidir. Dolayısıyla aslında eğer bir beka sorunu varsa bu politikaları gerçekleştirenler Türkiye’nin beka sorunu ile oynuyor. HDP’nin kapatılması Türkiye’nin bekası için bir gereklilik değil, Türkiye’nin huzuru ve geleceğini ortadan kaldırmaktır. Bunu iktidarın anlaması gerekir.
 
Kapatmanın aynı zamanda “Kürt sorununda müzakereyi kolaylaştıracak adresi tasfiye etme” sonucunu da içerdiğini söylediniz. Dolayısıyla tecrit ve partinizin kapatma girişimi arasında nasıl bir ilişki var?
 
Şu an iktidar şöyle bir strateji izliyor. Ortadoğu’da da direnen Kürtlüğü bir şekilde tasfiye etmeye çalışıyor. Bunu tecritle Sayın Öcalan’ı yalnızlaştırıp, dışarıyla iletişimini kopararak başlattı. Sonra Ortadoğu’nun birçok yerine savaş ihraç etti. Rojava’yı işgal etti. Güney Kürdistan’a defalarca operasyon adı altında saldırılar gerçekleştirdi. İçeride de direnen ne varsa tasfiye etmeye çalıştı. Kürt sorunun muhatapsız bırakma, çözümsüz bırakma politikası tekrar devrededir. HDP’yi kapatma davası bunun bir parçasıdır. Bu hiçbir iktidara kazandırmadı bugüne kadar. Bu iktidara da kaybettirecek bir siyasettir.
 
HDP siyaset dengesinde nasıl bir yere sahip?
 
 
 AKP-MHP’nin milliyetçi, devletçi politikalarının arkasına dizilmiyorsa, bu HDP’nin yürüttüğü ilkeli, cesur muhalefet duruşuyla ilgilidir. O açıdan aslında HDP’yi hedeflerken aslında o direnç hatlarını da kırmaya çalışıyor ve muhalefet partilerine gözdağı veriyor.
 
HDP kritik zamanlarda belirlediği tavırla sonucu belirliyor. Sonucu tayin eden HDP’nin duruşudur. Fakat HDP’nin en önemli özelliği Türkiye siyasetinde cesurca muhalefet yapma tavrını ortaya koyan tek partidir. Yani bir kavga, bir mücadele düşünün. Neredeyse herkesin sindiği ama bütün yönelimlere rağmen birinin direndiğini, birinin karşı durduğunu, bütün baskılara rağmen durmaya devam ettiğini düşündüğümüzde diğerlerinin de cesaret kazandığını görürsünüz. Eğer muhalefette bir karşı duruş varsa, AKP-MHP’nin milliyetçi, devletçi politikalarının arkasına dizilmiyorsa, bu HDP’nin yürüttüğü ilkeli, cesur muhalefet duruşuyla ilgilidir. O açıdan aslında HDP’yi hedeflerken aslında o direnç hatlarını da kırmaya çalışıyor ve muhalefet partilerine gözdağı veriyor. En önemlisi de HDP’nin üzerinden muhalefet partilerini resmi devlet diline, resmi devlet perspektifine ve kalıplaşmış iktidar kalıbına çekmeye çalışıyor. HDP’siz bir zeminde muhalefet partilerinin, Kürt sorununda cesur tavır alması mümkün değildir. Kayyım, gasp ve yolsuzluk politikasına karşı cesur durmaları mümkün değildir. Çünkü devletin kodlarına yakın bir dil ve üslup var Türkiye’deki muhalefet partilerinde. Sistem dışında kendi paradigmasını oluşturmuş, kendi üslubunu bir şekliyle toplumsallaştırmış bir muhalefet yok. Daha çok iktidar ve iktidarcıklardan kopmuş küçük parçacıklardır muhalefet partileri. Bir de kurucu partidir. Bu devleti kuran partidir. Dolayısıyla HDP’nin varlığı onlar açısından her zaman daha sağlam, daha dik durmasına gerekçedir. HDP’nin zayıflatılması, kapatılması ya da tasfiye edilmesi bu hattın bir şekilde kırılmasına yönelik olduğu için adres olarak HDP seçiliyor. Tüm muhalefete bir baskı ve dizayn operasyonudur.
 
“Muhalefete gözdağı veriliyor” dediniz. İktidarın güç kaybettiği anketlere yansıyor. Muhalefet ise baskıların artmasının nedenini iktidarın kaybedecek olmasına bağlıyor. Peki, iktidarın bu “zayıflığı” karşısında muhalefetin durumu ne?
 
HDP’nin kendine has, kendine özgü bir hattı var. Kendini hiçbir şekilde bu uçlaşmış, taraflaşmış iki baskın siyasetin kutbu ya da kuyruğu gibi görmüyor. HDP kendi zemininde ve kendi mecrasında kendi siyasetini oluşturan kurucu bir üyedir. Siyaset zemininde kendisinin kurguladığı bir paradigması var. Dolayısıyla bu ‘Üçüncü Yol’ diye tanımladığımız, aslında toplumun iki uca mecbur olmadığını, mahkum olmadığını gösteren bir alternatiftir. Fakat şu da var; HDP fikir alışverişi, düşünce alışverişini tüm muhalefet partileriyle yaparak Türkiye’nin bu karanlık tablodan nasıl geri çevrileceğine dair hem düşüncelerini iletti hem de görüş ve öneri aldı.
 
Bir süredir muhalefet partileriyle de temas halindesiniz. HDP olarak “güç birliği” vurgusu dönem dönem öne çıkan mesajlar arasında. Bu temaslarda bunun zemini oluştu mu?
 
O görüşmelerin çoğunda çıkan sonuç, iktidarın bir şekilde Türkiye’nin yararına, faydasına siyaset yürütmediği, toplumun faydasına siyaset üretmediği, politika geliştirmediği tespiti neredeyse tüm muhalefet partilerinin ortak görüşü. Dolayısıyla bunun karşısında aslında bir demokrasi hamlesinin gerçekleşmesi ve toplumun buna ortak edilmesi. İktidarın ancak böyle zayıflatılabileceği ve mevcut otoriter karakterinden toplumu kurtarabileceği düşünülüyor. O yüzden o görüşmelerin temel hedefi bu korkunç tablonun bizim açımızdan nasıl görüldüğü, kendileri açısından nasıl tanımlandığı ve birçok konuda fikir ayrılığı olabilir ama birçok konuda da ortak hareket etmenin, ortak tavır almanın Türkiye’yi bu korkunç manzaradan kurtarmanın biricik yolu olduğu konusunda hemfikirlik var.
 
Herkesin aklına seçim ittifakı geliyor. Böyle değil. Örneğin kapsamlı demokrasi konferansları yapılabilir. Yine hukuk ve adalet formları yapılabilir. Topluma, demokratik toplumun temsilcilerine hatta iktidara bu konuda hangi görevlerin düşeceğini deklare etmek mümkün olabilir. Bu konular üzerinden tartışmalar sürüyor ama HDP kendi özgün ağırlığından asla taviz vermeden yoluna devam edeceğini bilinmesini istiyorum.
 
 
HDP bu davanın meşru ve hukuki olmadığına inanıyor. HDP’nin seçim denklemi dışına itilmesi, dolayısıyla meydanın faşizme ve otorite kurmaya çalışan iktidara bırakılması söz konusu olamaz. Bu yüzden HDP’nin yeteri kadar seçeneği de hazırlığı da var.
 
HDP’nin kapatılması halinde ne yapacağı tartışılıyor ve merak ediliyor. Nasıl bir hazırlık içindesiniz?
 
HDP bu davanın meşru ve hukuki olmadığına inanıyor. Bu dava siyasi bir saik ile siyasi ajandaları olan siyaseti dizayn davası. O yüzden HDP’nin bu davaya yaklaşımı, şüphesiz hukuki olarak güçlü bir savunma hattı ama politik bir mücadele hattıyla da cevap verecek. HDP kesinlikle bu davanın saçma sapan iddialarına inanmayacak kadar kapsamlı bir hazırlık yapıyor. İkincisi, HDP’nin seçim denklemi dışına itilmesi, dolayısıyla meydanın faşizme ve otorite kurmaya çalışan iktidara bırakılması söz konusu olamaz. Bu yüzden HDP’nin yeteri kadar seçeneği de hazırlığı da var.
 
Seçenekleri biraz açar mısınız?
 
HDP kapatılmamalı, kapanamaz. Çünkü bu dava Türkiye tarihinin en boş iddianamesidir. Hükümetin emir kulu olan bir yargı gerçeğiyle de karşı karşıya olduğumuz için siyaseten bu kararın verilmiş olma ihtimali var. Ama halkımız, toplum ve demokratik kamuoyunun buna sessiz kalmayacağını düşünüyorum. HDP’nin de bu yönlü hazırlıkları var. İşte şu adresten şu adrese gideceğiz, şu partiden şu partiye gideceğiz. Diyelim ki hukuki açıkları değerlendirip, onlara göre taktik adımlar atacağız konusu bizim için çok tali konular. Bizim için esas konu bu fikriyatı korumak, bu fikriyatı sadece siyasi bir partiyle tanımlamıyoruz. Bu bir harekettir. Hareketler kapatılamaz. HDP, Türkiye’de bir harekete dönüştü. Demokrasi hareketine, özgürlük hareketine, adalet hareketine dönüştü. Biz bunun üzerine yoğunlaşıyoruz. Diğer seçeneklerde teknik olarak masada ve bunların hepsine dair hazırlıklar yapılıyor. Kurullarımız değerlendiriyor.
 
MA / Diren Yurtsever – Selman Güzelyüz

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.