DOLAR 5,7403
EURO 6,4940
ALTIN 254,6
BIST 95.197
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Parçalı Bulutlu

Teslim olan IŞİD’lileri ne yapmalı?

27.03.2019
A+
A-

“Ancak eşit olduğunu kanıtlayan kişi eşittir bir başkasına, özgürlüğü ancak onu kazanan hak eder.” Charles Baudelaire

Suriye iç savaşında önemli bir mesafe daha aşıldı. Suriye’de Kürt güçleri 23 Mart 2019 tarihinde İŞİD’in varlığına son verdiklerini kamuoyuna duyurdular. Böylece Irak ve Suriye’de onlarca şehri yerle bir eden, milyonlarca insanı göç etmek zorunda bırakan, yüzbinlerce insanın yaşamının yitirmesine neden olan, insanlığın binlerce yıllık kültürel mirası olan tarihi abide ve yapıları yerle bir eden barbarlığın sonu geldi. Suriye iç savaşıyla birlikte mantar gibi çoğalan radikal İslami örgütlerin arasından İŞİD, kısa sürede öne çıkan ve insanlık tarihinde benzerine nadir rastlanacak bir vahşet sergiledi.

Dünya bu vahşeti  dijital çağda film izler gibi canlı izlemek zorunda kaldı. Tabii Kürtler bu cihadîst çetelerden en fazla zarar gören halklardan oldu.

Kürt güçleri, 2014 Kobanê direnişinden  sonra İŞİD’e karşı başlatmış oldukları uzun soluklu hamleler sonucu, Deyrezor’a bağlı Baxoz köyünün alınmasıyla  IŞİD’in alan hakimiyetine son verdi. Suriye’deki Kürt güçlerinin Baxoz köyünü kuşatması sonucu İŞİD tarafında kaçırılmış yüzlerce Ezidi Kürt de kurtarıldı. Kürt güçlerinin açmış oldukları güvenlik koridorunda  30 bine yakın IŞİD’li aileleriyle birlikte teslim oldular.

Bu aşamadan sonra bu ‘esir alınaların akıbeti ne olacak’ sorusu gündeme gelecektir. Ya da bu esirler için nasıl bir süreç işleyecek? Bu büyüklükteki suça bulaşmış bir kitle, büyük bir sorun teşkil edecektir. Teslim olan IŞİD’lilerin basına yansıdığı kadarıyla pek pişman olmadıkları anlaşılıyordu.

Gerçi büyük çoğunluğu hiçbir şey olmamış gibi Türkiye’ye dönmek istiyordu. Çünkü insan doğası gereği kendini en güvende hissettiği yere dönmek ister. Türkiye’de rahat ve cezasız kalacaklarını çok iyi biliyorlar! Bu durumu başlı başına irdelenmeye ihtiyaç var. Ama şu anda asıl konumuz bu değil.

Suriye’deki  Kürt güçleri, ilk örgütlendikleri günden itibaren uluslararası yasa ve kanunlara saygılı olacaklarını deklare ettiler. Gerek oluşturulan Özerk Yönetimin, gerekse askeri yapıların bugüne kadar bu hususlara dikkat ettiğini görüyoruz. Bu yüzden esir alınanlara karşı kaba bir  kin ve intikam almak yerine; nesnel hukuk normlarına göre suçluların cezalandırılmasını tercih edecekleri anlaşılıyor. Ancak nasıl ve nerede bir yargılama olacak konusunda kesin bir fikir yok. Bu konu ile ilgili görüşler şu işe şekilde; 

1- Kürtler, başta IŞİD’lilerin vatandaşı oldukları devletlere teslim etmek istiyorlardı. ABD bunu destekleyerek, IŞİD’lilerin vatandaşı olduğu ülkelerin geri kabul etmemesi durumda, serbest bırakılacağını ima ederek, bu devletleri üstü kapalı tehdit etti. Bunun sonucu da bir kısım devletler kendi vatandaşlarını geri kabul ettiler. Bunların arasında Fransa ve Irak gibi devletler de var.

2- Alamaya ve İngiltere gibi devletler ise kürtlerin IŞİD’lileri yargılama haklarının  olduğunu belirterek, IŞİD’e katılmış vatandaşlarını geri kabul etmeyecekleri mesajını verdiler.

3- Bazı Batılı Devletler ise, uluslarası devletlerin garantörlüğünde, Kürtler tarafından kurulacak bir platformda yargılanmalarına destek vereceklerini açıkladılar.

Bu konuda temel görüşler bu yönde, ancak daha önce  dünyada yaşanan benzer örnekler bize yol gösterebilir. Örneğin Nürnberg Mahkemeleri; İkinci Dünya savaşı sonrası Avrupalı galip devletler, Alman  Nazi rejiminin  yapmış oldukları soykırımın faillerinin yargılandığı mahkeme olarak bilinir. Ancak bu mahkemelerin asıl önemli boyutu o tarihten sonra insanlığa karşı işlenen suçlara karşı bir emsal olmasının hedeflenmesiydi. Bu mahkemelerde ortaya konulan ölçüler bir anlamda norm haline geldi. Nürnberg mahkemelerin  6. İlkesinin b) maddesine  göre; IŞİD “Yasaların ya da savaş adetlerinin ihlalleri, örneğin: köle işçilere ya da herhangi bir amaçla sivil halka ya da işgal altındaki bölge halkına, savaş tutsaklarına, denizdeki insanlara, kötü davranma ya da onları, rehineleri öldürme, sınırdışı etme; kamu ya da özel mülklerin yağmalanması, kent, kasaba ve köylerin ahlaksızca yıkımı ya da askerî gereklilikle açıklanmayacak biçimde tahrip edilmesi” gibi suçları hepsini işlemiştir.

Ayrıca Nazi dönemin birçok katliamın mimarı olarak bilinen Adolf Eichmann, 1960 yılında İsrail gizli servisi MOSSAD tarafında Brezilya’da  yakalanarak İsrail’e getirilmişti. İsrail devleti kendi yargısına göre yargılayıp gereken cezayı vermişti. Eichmann, Alman devleti vatandaşı olmasına rağmen  yargılaması İsrail  tarafından  yapılmıştı. Bu yargılamayı takip eden  Hannah Arendt, kimi boyutlarıyla bu yargılamayı eleştirmekte de, toplumsal vicdanın rahatlatması  açısından da önemli bir gelişme olarak görüyordu. Bir savaş suçlusunun ifadeleri karşısında adeta şaşkına dönmüş, bu durumu “kötülüğün sıradanlığı” olarak kavramlaştırmıştır. İnsanın nasıl vahşi bir canavara dönüştüğünü ve sonrasında bütün yaptığı fiillerin karşısında nasıl duyarsızlaştığını dile getirmekteydi.

Kötülüğün olduğu bir atmosferde aslında her şey normalleşir. Böylece, “İnsan zorunluluğa neden maruz kaldığını bilemediği takdirde, özgür olamaz ve kendisini zorunluluktan kurtarmaya çalışması da onu hiçbir zaman özgür kılmaz” sözünden anlaşılacağı üzere Kürtlerin bu kötülüğü bütün boyutlarıyla irdeleyip mahkum etme gibi bir zorunlulukları var.

Kanaatimce IŞİD’in yargılanmasının Kürtler tarafında yapılması gerekir. Kürtlerin oluşturacağı bir yargı platformu, uluslararası  yargı organlarının gözetimine de açık olmalıdır. Buna Türkiye’deki insan hak örgütleri olan İHD, TiHV gibi sivil toplum kuruluşları da katkı sunabilir. Kürtlerin Rojava Anayasası olarak kabul ettikleri ahlaki ilke ve mantaliteye uygun olarak, topluma karşı işlenen bu suçları mahkum edip, sorumluların cezalandırılması gerekir.

Bu yargılanma süreci nesnel  ve çağdaş hukuk normlarını esas alarak, toplanan somut deliller  ışığında  aleni bir yargılama platformuna dönüşmeli. Bu savaşta büyük suç işlemiş, özellikle yönetici konumundaki üyelerin yargılandığı temsili bir platform da olmalıdır. Bu vasıtayla Kürt halkına ve halklara karşı işlenen suçların cezasız kalmayacağını, bu suçun işlenmesinde katkıları olan birey ve devletlerin açığa çıkmasını, aynı zamanda bu savaşta zarar gören ve binlerce evladını yitiren Kürt halkının acıları bir nebze de olsa dindirilmiş olacaktır. Bu hukuk ve adalet platformunda çıkacak kararlar ile Kürt halkının var olan meşrutiyeti daha da pekişecektir.

Bu hem Kürtlerin kendi geleceği konusunda tutumu olacaktır hem toplumsal kurumlaşma açısından önemli bir adım olacaktır.

Kürtler yıllardır egemen devletlerin taraflı yargı sistemlerin kurbanı oldular. Kürdün hak ve adalet arayışı her zaman muhatapsız kaldı. Mağduriyetleri ve yaşadıkları zülümler egemenin hukuk anlayışında karşılıksız kalarak, her seferinde yargısız infaza uğradı. Kürtler için hukuk ve adalet kavramalarının içi boşaltılmış diğer birçok kavramdan farkı yoktur. Çünkü bugüne kadar  hukuk ve adalet olguları, egemenin her türlü zorbalığını meşrulaştırdığı bir araçtan başka bir işlevi olmadı. Bu yüzden hukuk ve adalet konusunda toplumsal fayda bağlamında yeni bir değer yaratabilir. Böylece yıllardır bu konuda verilen mücadele amacına ulaşmış olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.