DOLAR 5,7473
EURO 6,3708
ALTIN 278,8
BIST 96.482
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Yarına olan inancımız

13.09.2018
A+
A-

Nereden nereye geldik? Üzerimize bombalar, havan topları yağıyordu biz yine de olduğumuz yerde durmaya devam ediyorduk. Öyle alınmış bir kararla değil, hep beraber verilen o anlık reflekslerle yapıyorduk bunu. Reflekslerimizin bile nasıl değiştiğini fark edemeden akıp gidiyor zaman.

2014 Ekim ya da Kasım ayları. Kobanê’yi işgal etmeye çalışıyor IŞİD o sıralar. Büyük, zor ama görkemli bir direniş var işgalcilere karşı. Sınırın Türkiye tarafında gece gündüz oturup düşmanın nasıl ilerlediğini, direnişçilerin nasıl karşı koyduğunu izliyoruz. Gece gündüz nöbet tutuluyor sınırda. IŞİD’e katılmak için kimse sınırdan geçemesin, Türkiye sınırından silah gönderilecekse gönderilemesin diye.

Sivil bir duyarlılık bizimkisi. Sınırda yatıyor, sınırda yaşıyoruz.

Savaş alanına bir iki kilometre mesafe var ya da yok. Evet, bazı köylerde o kadar da mesafe olmuyordu. Düşman Kobanê merkeze yaklaştıkça biz de sınıra daha yakın köylere eş zamanlı ilerliyorduk bu taraftan. İzli mermiler, havan topları karşımızda bir o tarafa bir bu tarafa gidip geliyor. Bazen korkuyla bazen heyecanla izliyorduk. Sanki bir filmin içindeymişiz gibi. Hiç birimiz bir savaşı bu kadar yakından görmemiştik. Yaşamımız hep savaş alanı gibiydi ama savaşın sıcaklığının, ölümün kokusunun bu kadar uzun süre içinde kalmamıştık.

Yine de hiç yabancılık çekmiyor bir adım geriye gitmiyorduk. O taraftan IŞİD Kobanê’ye saldırırken bu taraftan Türk devleti askeri bize saldırıyor gazıyla, TOMA’sıyla, plastik mermisiyle, tazyikli suyuyla. Çadırları yakıyor, ortalıkta dolaşan koca demir yığınları tozu dumana katıyor. Bir köyden başka köye kadar koşarak uzaklaşan insanların arkasına veriyor. Bir kaç saat arbede yaşandıktan sonra hepimiz uzaklaştığımız noktalara geri dönüyorduk.

Gazdan, tozdan, plastik mermiden yaralananlar, bayılanlar olsa da nöbet noktalarımızı boş bırakmıyoruz…

Sanki herkeste ‘en fazla ölürüz’ havası esiyor. ‘Kobanê özgürleşsin de biz en fazla ölürüz.’ Gazı, plastik mermisi, tazyikli suyu, TOMA’sı derken fazla aşmışız kendimizi.

Dewşen köyünde oturuyoruz. Köy sınıra iki üç kilometre uzakta ama biz köydeki evlerde değil sınıra daha yakın iki ağacın dibinde toplanmışız. Her ilden gelen gruplar farklı köylerde nöbet tutuyor. O gün orada Mardin’den gelen grup vardı. Saat öğlen civarı, herkes acıkmış. Domates, peynir, salatalık paylaştırıyoruz herkese. Birden yüksek bir gürültü geldi, ufak tefek toprak parçaları yağdı üzerimize. Herkes sağına soluna baktıktan sonra az gerimize düşen havan topunu gördük. Biraz daha ileriye gelse üzerimize düşecekti yorumları yapıldıktan sonra domates peynirimizi yemeye devam ettik.

Az sonra yeni ve daha yüksek bir sesle birlikte ikinci havan topunun nereye düştüğüne bakmak için ayaklandık. Bir öncekine göre daha yakınımıza düşmüştü. Bunlar Kobanê tarafından IŞİD’in üzerimize attığı havan toplarıydı. Bu arada acaba ne yapsak biraz uzaklaşsak mı diye tartışırken üçüncüsü kafamızın üzerinden geçip önümüze düştü. Bir kaç araba delik deşik oldu, iki kadın arabalardan seken parçalarla yaralandı. Sonra sakince biz de köye doğru geri çekildik. Yani bir kilometre kadar geriye.

Aradan bir kaç saat geçti. Ağacın altı yeniden doldu. Sanki az önce üç kez ölümden kurtulan bizler değildik. Duygumuzda, direnişimizde, inancımızda hiç bir eksilme yaratmamıştı üzerimize bilinçli atılan havan topları. Hep birlikte ölebilirdik oracıkta. Herkes farkındaydı bunun fakat kimsenin niyeti yoktu bir adım geri atmaya.

Nereden nereye geldik derken tam da bunu kastediyordum yazıya başlarken. Ölüme meydan okuyan bizlerdik. O direniş ruhunu yaratan her ne ise bugün aynı şeye ihtiyacımız olduğu çok açık. Devletin görüp de korktuğu, dünyanın görüp de destek olduğu o ruhu yaratan bizlerdik. Bugün devletin hepimize yaşattığı baskı ve zulümler o günlerin intikamı zaten. Aldığımız her nefesi, özgürlüğü burnumuzdan getirmeye çalışan bir devletle karşı karşıyayız ne yazık ki.

Fakat içimizde bir yerlerde sesimizi dünyaya duyurabildiğimiz o güç var. Bunu hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Belki bugünün sessizliğinde sizin de içinizde bir umut oluşturur en zor ama en güçlü günlerimizi hatırlamak diye düşündüm!

Umudun yeşermesi, direncin artması umuduyla…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.