DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Paz 26°C
Pts 23°C
Sal 23°C
Çar 22°C

Yaylacılara ‘koruculuk’ şartı

24.05.2020
A+
A-
ŞIRNAK – Uludere’deki dağlık alanlarda tek geçim kaynakları olan hayvanlarını otlatan yurttaşlar, kısa bir süre sonra çıkacakları yaylalar için sık sık “Ya korucu olursunuz ya da yaylaya çıkamazsınız” baskısına maruz kaldıklarını kaydetti. 
 
Irak Federe Kürdistan Bölgesi sınırındaki Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Andaç (Elemûn) Köyü, yaylaları, dağları, kaynak suları ve engebeli arazisiyle dikkati çekiyor. Güneyinde Heftanîn, doğusunda ise Kato Marinos Dağ silsilesi bulunan köyde, yurttaşların çoğu geçimini hayvancılıkla sağlıyor. Bugünlerde hayvanlarını köye yakın dağlık bölgelere otlatmaya götüren yurttaşlar, Haziran ayında Kanî Spî Yaylası’na çıkmaya hazırlanıyor. Yurttaşlar, yaylalara çıkmamaları için sık sık asker baskına maruz kaldıklarını ve kendilerine koruculuğun dayatıldığını paylaştı. 
 
‘BURASI BİZİM CENNETİMİZ’
 
Çocukluğundan beri hayvancılıkla uğraştığını belirten Sermiyan Ölmez (53), Nisan ayının gelmesiyle birlikte hazırlıklarına başladıklarını ve hayvanlarını köylerinin yukarısında bulunan dağlık bölgelere götürmeye başladıklarını anlattı. Havaların iyice ısınmasından sonra köylerine 15 kilometre uzaklıkta bulunan Kanî Spî’ye çıkacaklarını söyleyen Ölmez, yayla ve köy yaşamının güzelliğine değinerek, “10 yıl boyunca İstanbul’da yaşadım. Ama en son kendi köyüme geldim. İstanbul’un 10 yılı köyümün 1 günü etmez. Burada huzur var, doğanın muhteşem güzelliği var, bereket var, doğal bir yaşamımız var. 40 gündür köye gitmedim ve gitme ihtiyacı da duymadım. Bu dağlarda temiz hava soluyoruz. Ağaçlara, dağlara bakın; burası bizim cennetimiz” diye konuştu. 
 
KATIRLARLA GİDİYORLAR
 
Erzakları bittiğinde katırlarla 6 saatlik bir yolcuktan sonra ana caddeye indiklerini aktaran Ölmez, “Erzak ihtiyacımızı katırlar sayesinde yaylaya getirebiliyoruz. Yine berîvanların sağdıkları sütü ve yaptıkları peynirleri de katırların sırtında taşıyoruz. Şimdi peynirin kilosunu 30 TL’ye satıyoruz ama sonbaharda 50 TL’ye satacağız. Sütün 2 buçuk litresini de 20 TL’ye satıyoruz. Katırlar, burada elimiz ve ayağımızdır” dedi. 
 
ASKER ENGELİ
 
Bulundukları bölgenin sınır hattında olduğuna değinen Zümeyra Ölmez ise, bölgenin hayvan yetiştirmek için de zor bir yer olduğuna dikkati çekti. Ölmez, karşı karşıya kaldıkları bir başka zorluğun ise asker engeli olduğuna işaret etti. Ölmez, “Yaylaya çıkıyoruz, askerler engel oluyor ya da bir sürü zorluk çıkarıyor. Köyde kaldığımızda da hayvanlar köylülerin ekinlerine ve bostanlarına giriyor. Bu nedenle köylüler arasında kavga çıkıyor. Bu sefer de sınırda, Heftanîn taraflarına gitmek istiyoruz. Yine askerler engel çıkarıyor. Bu yüzden çok zorluk çekiyoruz. Hayvan yetiştiriciliği dışında da yapacak hiçbir iş yok. Burada ne fabrika ne çalışabileceğimiz bir atölye ne de bir iş yerimiz var. Buralar dağlık olduğu için de tarım da yapamıyoruz. Tek geçim kaynağımız hayvancılıktır” diye konuştu. 
 
‘KORUCU OLUN’ DAYATMASI
 
Yetkililerin, “tarım ve hayvancılığa yöneleceğiz” şeklindeki açıklamalarını anımsatan Ölmez, askerlerin kendilerine “ya korucu olacaksınız ya da yaylara çıkamazsınız, çıkarsanız da size zorluk çıkartırız” baskısı yaptığını paylaştı. Askerlerin, her bir köylünün en fazla 5 hayvan beslemesi için de baskı yaptığını aktaran Ölmez, “Askerler yaylalara çıkmamızı istemiyor, çok hayvan beslememizi de istemiyorlar. Hayvanlarımızı satmamızı istiyorlar. Yarın yaylaya çıksak bile askerler gelip bizi yayladan indirebilir. Koruculuk dayatması yapıyorlar. Biz ne korucu oluruz, ne de koruculuk yaparız” dedi. 
 
ŞEHİR VE KÖY ARASINDAKİ FARK  
 
Kırmızı bir leğenin içine doldurduğu çamaşırları elle yıkayan Ümmihan Ölmez de, bulundukları yerin zorlu koşullarına değinerek, “Burada elektrik olmadığından buzdolabı ve çamaşır makinesi gibi aletler de yok. Bu nedenle biraz zorlanıyoruz. Ama bu zorlu ve zahmetli işlerden sonra soluduğumuz temiz hava bütün yorgunluğumuzu atıyor. Buradaki yaşam tüm zorluklarına rağmen şehir yaşamından kat be kat daha güzel. Buranın 5 saatlik uykusu şehrin 10 saatlik uykusuna bedeldir” ifadelerini kullandı.  
 
MA / Mahmut Ruvanas

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.